Prof. Hablemitoğlu, içini Tercüman’a döktü:‘Çok yalnız bırakıldık’-07.01.2010
Yedi yıl önce evinin önünde uğradığ silahlı saldırı sonucu hayatını kaybeden Necip Hablemitoğlu’nun eşi, “Hiç bir zaman katillerin bulunacağı aklıma gelmedi” dedi
EŞİ Necip Hablemitoğlu’nu 7 yıl önce, 18 Aralık 2002’de evinin önünde düzenlenen bir suikast sonucu kaybeden Prof. Dr. Şengül Hablemitoğlu Tercüman’a konuştu. Halen Ankara Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı olan Prof. Hablemitoğlu, suikasttan bu yana geçen 7 yılı ve yaşadıklarını anlattı. Bambaşka bir insan oldum
Yaşadıklarınız sizi nasıl etkiledi?Yaşadıklarımdan sonra bambaşka bir insan oldum. Artık herkese düşündüklerimi açıkça söyleyebiliyorum. İnsanlara “Seni seviyorum” ya da “Sevmiyorum” diyebiliyorum. Böyle bir şey yaşayınca insana müthiş bir olgunluk geliyor. Eskiden hiç böyle değildim. Artık herkesle, her şeyi konuşabiliyorum. Bu da beni hiç rahatsız etmiyor. Artık kaybedecek hiçbir şeyim yok. Tek kaybedeceğim şey çocuklarım.
Devletin bize minnettar olması lazım
Siz hiç kendinizi bırakmadınız. Olay gecesi bile evde çocuklarınıza “Ağlamayın, düşmanları sevindirmeyelim” diyordunuz. Sonraki yıllarda kariyerinize devam ettiniz. Sosyal yaşantınızı sürdürdünüz. Nasıl başardınız bunu?
Biz çok mutlu bir evlilik yaşadık. Ayrıca yaşamayı çok seviyorum. İnsan varlığının anlamı var. Bu dünyaya bir şey yapmak için geldiğimize inanıyorum. Ben de kendi vazifemi yapmaya çalışıyorum. Hepimizin bu ülkeye bir katma değeri olmalı. Ders anlatmak benim için çok değerli. Ayrıca aile olarak bu ülkeye katma değer sağladığımızı düşünüyorum. Necip de yıllarca yazdı, öğrencileri yetiştirdi. Ben de şimdi aynı şekilde topluma faydalı olmaya çalışıyorum. İki de kızımız var. Onları yetiştirip, onların da katma değer sağlamasını istiyorum. Devletin de bize bir minnettarlığı olması gerekir. Ne bir vicdan ne de bir minnet göremedik. Devlet vicdanına ve devlet ahlakına ihtiyacımız var. Ama 7 yılın sonunda hiçbir beklentim kalmadı.Peki emniyetle aranızdaki bilgi alış verişi ne zaman koptu? Düzenli bir akış hiç olmadı ve irtibat hemen koptu. Benim muhatabım hep kendi avukatım oldu. Bana ve avukatıma hiçbir bilgi gelmedi. Dosya şu anda kimde bilmiyorum. Bunları düşündükçe midem bulanıyor. Olay gecesi dahil ben sabahlara kadar sorgulandım. Savcı deseniz, onlar için çok sıradan. Hele ki Türkiye için suikastlar adi hırsızlık vakası gibi algılanıyor. Ben bu topraklarda yaşayan birisi olarak bu algılamaya çok üzülüyorum. Adam öldürmek, peynir ekmek gibi sıradan bir iş haline gelmiş. Savcı da olaya öyle bakıyor tabii.
Hiçbir yerde tek haber çıkmadı
Dosya şu anda açık mı?Onu da bilmiyorum. Biz yalnız bırakıldık derken bunu söylemek istiyorum. Hiçbir yerde bir tek haber bile çıkmadı. Bunu yapan el konuşulmamasını da sağlıyor.
Peki suikast sonrasında sürecin bu kadar uzayacağını tahmin etmiş miydiniz? Beklentiniz neydi? Faillerin hemen bulunabileceğine inanıyor muydunuz?
Hayır. En başından beri bunun böyle olacağını biliyordum. Faillerin bulunacağı aklıma bile gelmedi.
Kapının önünde yapılan açıklamalar da bir güven vermedi mi size?
Gündemi meşgul ediyor
Hayır. Çünkü daha önceki örnekler ortada. Uğur Mumcu öldürüldüğünde benim küçük kızım daha bebekti. Televizyonun karşısında donup kalmıştık. İnsanlar kalabalıklar halinde sokaklara aktılar. Sonra ne oldu? O ailenin yanında kaç kişi kaldı? Sizi ziyaret etmek için akın akın gelen insanlar birden kayboluyor. Sonra randevu istediğiniz kapılardan geri çevrilmeye başlanıyorsunuz.
Bizim gibi insanların toplum tarafından kucaklanmaya ihtiyacımız var. Bu tür insanlara sahip çıkıldığı görülmeli. Biz çok yalnız bırakıldık.
Çocuklarınız hissetti mi bu yalnızlığı?
Ben onlara hiç hissettirmedim. Her şeyi ben üstlendim. Ama artık büyüdüler ve her şeyin farkındalar.
Ergenekon sürecine nasıl bakıyorsunuz?
Bana MFÖ’nün “Sen neymişsin be abi” şarkısını hatırlatıyor. Yani yıllardır Türkiye’de olagelen şeyleri yapacak bir güç varsa söyleyecek bir şey yok. Konuşma dilimize sürekli bir şeyler ekleniyor. “Gladyo” eklendi. Islak imza ile tanıştık. Şimdi de “kozmik belge” dilimize yerleşti. Bunlar bizim espri konularımız oldu artık. Bunlar da hoş değil. Hep meşgul olabileceğimiz bir takım terimler...
Ergenekon soruşturması nereye gidiyor sizce?
Çok üzülüyorum. İçlerinde tanıdığım insanlar var. Toplantılarda çeşitli konferanslarda yan yana geldiğim insanlar var. Ama hiç onaylamadığım, ihtiyatla baktığım ve rahatsız olduğum isimler de var. Dolayısıyla bu bana güvenilir bir şey gibi görünmüyor.
Sizce bu soruşturma Türkiye’ye bir fayda sağlayacak mı? Bir akademisyen gözüyle nasıl bakıyorsunuz?
Gündemi meşgul etmekten başka bir yarar sağladığını düşünmüyorum. Toplumun güven duygusu sarsılıyor.
Böyle Atatürkçülük olmaz
Sizin Atatürçü Düşünce Derneği’nden ayrılmanız da çok tartışılmıştı? Neden ayrıldınız?
Eşim ADD’ye çok emek vermişti. Nereden çağırsalar hepsine gitti. Ancak bu derneğin başındakilerin eşimle ilgili anma etkinlikleri hep bir zorlamayla yaptıklarını biliyorum. Bir de kadınlara hiç yol açmıyorlar. Karar mekanizmalarında kadınlara yer vermiyorlar. Kendine Atatürkçüyüm diyen insanların da şapkalarını önlerine çıkarıp bir düşünmeleri gerekiyor. Bilimden, ahlaktan uzak bir Atatürkçülük olmaz. Yönetimden ayrıldım. Ama üyeliğim devam ediyor.
Allaha emanet
Bir dönem rahatsız edildiğinizi biliyorum. Açık tehdit mi aldınız?
Çocuklar çok tedirgin oluyorlar. Oturduğumuz yere biri bir paket yollamış. Ve şuradan geliyorum dediği yer öyle bir paket yollamadığını söylüyor. Küçük kızım kapıyı açmadı. Açsa ne olurdu bilemiyorum. Son olarak temmuzda bizim evimize mektup bırakıldı. Kızlarımız üzerinden ahlaksızca bir saldırı var. Mektubu savcıya ilettim. Üstelik mektubu bırakanların güvenlik kamerasında görüntüleri de vardı. Ama hiçbir sonuç alamadık. Açık bir tehdit yoksa bile rahatsız etme niyeti var. Allaha emanet bir yaşam sürdürüyoruz.
Politikayı düşünmüyorum
Peki politikaya atılmayı düşünüyor musunuz?
Böyle bir planım yok. Ben ders vermeyi, yazmayı çok seviyorum. İyi bir anne, iyi de bir kayınvalide olma yolunda ilerlemek istiyorum. Ama beni konuşma yapmak için çağırdıklarında gidiyorum. Bundan da çok keyif alıyorum. Mecliste çok da demokratik bir ortam olduğunu düşünmüyorum. Acaba Mecliste olsam özgür konuşabilir miyim? Sanmıyorum. Şu anda daha özgür konuşabildiğimi düşünüyorum. Üstelik ben mesleğimi çok seviyorum.
Medyanın ilgisizliğinden söz ediyorsunuz. Bu ilgisizliği neye bağlıyorsunuz?
Türkiye’de ana akım medya diye bir şey var. Ana akım medya bir yol tutturmuş gidiyor. Onun bunun hayatını, göğüsleri açık kadınların yaptığı programları ve geyik muhabbeti içeren programları yayınlamaya daha meraklı. Gülüp eğlenmek de gerekli ama değerler de çok önemli.
Adaletsizliği iliklerimize kadar hissettik
İki kızınız var. Birisi hukuk okuyor. Kızınızın hukuk seçmesinde etkiniz oldu mu?
Orada ilahi bir tesadüf var. Bizim gibi ailelerin çocuklarının çoğu hukuk okuyor. Oradaki adaletsizlik çocukların bilinçaltını yönlendiriyor galiba. Biz iliklerimize kadar adaletsizliği hissediyoruz. Elmanın dilimlenmesinde az pay düşmesi gibi bir adaletsizlikten bahsetmiyorum. Bahsettiğim şey çok daha büyük ve canına mal olan bir adaletsizlik. Ve o şekilde öldürülmüş insanların geride bıraktıklarının hep bir boyun büküklüğü oluyor. Bunu kimse anlayamaz. O insana öyle bir şey yüklüyor ki anlatmak için kelime bulamıyorum. O acı canlı bir varlık. O acı, bir organizma gibi seninle yaşıyor. Yas sürecinin aşamaları var. Ben bu konuda çok şey okudum. “Sessiz Ağıt” kitabını yazdıktan sonra kabullendim acımı. Elbette hala çok büyük bir eksiklik hissediyorum.
Yeni Adalet Bakanı ile bir temasınız oldu mu?
Hayır hayır. Onların böyle bir kaygısı var mı onu da bilmiyorum. Biz var mıyız yok muyuz? Haberleri var mı bilmiyorum. Bu konuda ahlaki sorumluluk bekliyorum. Tetikçiyi bile bulsalar razıyım. Arka planını Türkiye biliyor zaten. Ama bir silahı çekmek o kadar kolay olmamalı.
Soruşturmaya dair hiçbir fikrim yok
Hablemitoğlu soruşturması nereye geldi? 7 yılda ne kadar aşama kaydedildi?
Necip’in öldürüldüğü dönemde evimizin kapısında verilmiş demeçler var. Kapımızda suikastı kınadılar, lanetlediler. “Cinayeti çözmek devletin namus borcudur” dediler. Şeref sözü verdiler. Bunlar Türk toplumunu tanımlayan en önemli değerler. Bu kadar kolay söylenen şeylerin gereği yerine gelmiyorsa, benim de bir takım şeyler söyleme hakkım doğuyor. Abdülkadir Aksu bir TV programında “Bizim dönemimizde bütün faili meçhuller çözüldü ama bir tek Hablemitoğlu suikastı çözülmedi, bu içimde bir ukdedir” dedi. Ben de kendisine “Sizi dinledim ama çok üzüldüm” dedim. Bunu duyduğuma üzüleyim mi, sevineyim mi bilemiyorum. 7 yılın sonunda Silivri duruşmalarına yüklemeler var, buna üzülüyorum. Fakat avukatımızın söylediği bir şey var. Hiçbir iddianamede bu suikast yok. Ama basın sanki Hablemitoğlu suikastı iddianamelerde varmış gibi sunuyor. Şu anda bu suikast soruşturuluyor mu, hangi aşamada, nedir, ne değildir hiçbir fikrim yok!
Hiçbir yerde tek haber çıkmadı
Dosya şu anda açık mı?Onu da bilmiyorum. Biz yalnız bırakıldık derken bunu söylemek istiyorum. Hiçbir yerde bir tek haber bile çıkmadı. Bunu yapan el konuşulmamasını da sağlıyor.
Peki suikast sonrasında sürecin bu kadar uzayacağını tahmin etmiş miydiniz? Beklentiniz neydi? Faillerin hemen bulunabileceğine inanıyor muydunuz?
Hayır. En başından beri bunun böyle olacağını biliyordum. Faillerin bulunacağı aklıma bile gelmedi.
Kapının önünde yapılan açıklamalar da bir güven vermedi mi size?
Gündemi meşgul ediyor
Hayır. Çünkü daha önceki örnekler ortada. Uğur Mumcu öldürüldüğünde benim küçük kızım daha bebekti. Televizyonun karşısında donup kalmıştık. İnsanlar kalabalıklar halinde sokaklara aktılar. Sonra ne oldu? O ailenin yanında kaç kişi kaldı? Sizi ziyaret etmek için akın akın gelen insanlar birden kayboluyor. Sonra randevu istediğiniz kapılardan geri çevrilmeye başlanıyorsunuz.
Bizim gibi insanların toplum tarafından kucaklanmaya ihtiyacımız var. Bu tür insanlara sahip çıkıldığı görülmeli. Biz çok yalnız bırakıldık.
Çocuklarınız hissetti mi bu yalnızlığı?
Ben onlara hiç hissettirmedim. Her şeyi ben üstlendim. Ama artık büyüdüler ve her şeyin farkındalar.
Ergenekon sürecine nasıl bakıyorsunuz?
Bana MFÖ’nün “Sen neymişsin be abi” şarkısını hatırlatıyor. Yani yıllardır Türkiye’de olagelen şeyleri yapacak bir güç varsa söyleyecek bir şey yok. Konuşma dilimize sürekli bir şeyler ekleniyor. “Gladyo” eklendi. Islak imza ile tanıştık. Şimdi de “kozmik belge” dilimize yerleşti. Bunlar bizim espri konularımız oldu artık. Bunlar da hoş değil. Hep meşgul olabileceğimiz bir takım terimler...
Ergenekon soruşturması nereye gidiyor sizce?
Çok üzülüyorum. İçlerinde tanıdığım insanlar var. Toplantılarda çeşitli konferanslarda yan yana geldiğim insanlar var. Ama hiç onaylamadığım, ihtiyatla baktığım ve rahatsız olduğum isimler de var. Dolayısıyla bu bana güvenilir bir şey gibi görünmüyor.
Sizce bu soruşturma Türkiye’ye bir fayda sağlayacak mı? Bir akademisyen gözüyle nasıl bakıyorsunuz?
Gündemi meşgul etmekten başka bir yarar sağladığını düşünmüyorum. Toplumun güven duygusu sarsılıyor.
Böyle Atatürkçülük olmaz
Sizin Atatürçü Düşünce Derneği’nden ayrılmanız da çok tartışılmıştı? Neden ayrıldınız?
Eşim ADD’ye çok emek vermişti. Nereden çağırsalar hepsine gitti. Ancak bu derneğin başındakilerin eşimle ilgili anma etkinlikleri hep bir zorlamayla yaptıklarını biliyorum. Bir de kadınlara hiç yol açmıyorlar. Karar mekanizmalarında kadınlara yer vermiyorlar. Kendine Atatürkçüyüm diyen insanların da şapkalarını önlerine çıkarıp bir düşünmeleri gerekiyor. Bilimden, ahlaktan uzak bir Atatürkçülük olmaz. Yönetimden ayrıldım. Ama üyeliğim devam ediyor.
Allaha emanet
Bir dönem rahatsız edildiğinizi biliyorum. Açık tehdit mi aldınız?
Çocuklar çok tedirgin oluyorlar. Oturduğumuz yere biri bir paket yollamış. Ve şuradan geliyorum dediği yer öyle bir paket yollamadığını söylüyor. Küçük kızım kapıyı açmadı. Açsa ne olurdu bilemiyorum. Son olarak temmuzda bizim evimize mektup bırakıldı. Kızlarımız üzerinden ahlaksızca bir saldırı var. Mektubu savcıya ilettim. Üstelik mektubu bırakanların güvenlik kamerasında görüntüleri de vardı. Ama hiçbir sonuç alamadık. Açık bir tehdit yoksa bile rahatsız etme niyeti var. Allaha emanet bir yaşam sürdürüyoruz.
Politikayı düşünmüyorum
Peki politikaya atılmayı düşünüyor musunuz?
Böyle bir planım yok. Ben ders vermeyi, yazmayı çok seviyorum. İyi bir anne, iyi de bir kayınvalide olma yolunda ilerlemek istiyorum. Ama beni konuşma yapmak için çağırdıklarında gidiyorum. Bundan da çok keyif alıyorum. Mecliste çok da demokratik bir ortam olduğunu düşünmüyorum. Acaba Mecliste olsam özgür konuşabilir miyim? Sanmıyorum. Şu anda daha özgür konuşabildiğimi düşünüyorum. Üstelik ben mesleğimi çok seviyorum.
Medyanın ilgisizliğinden söz ediyorsunuz. Bu ilgisizliği neye bağlıyorsunuz?
Türkiye’de ana akım medya diye bir şey var. Ana akım medya bir yol tutturmuş gidiyor. Onun bunun hayatını, göğüsleri açık kadınların yaptığı programları ve geyik muhabbeti içeren programları yayınlamaya daha meraklı. Gülüp eğlenmek de gerekli ama değerler de çok önemli.
Adaletsizliği iliklerimize kadar hissettik
İki kızınız var. Birisi hukuk okuyor. Kızınızın hukuk seçmesinde etkiniz oldu mu?
Orada ilahi bir tesadüf var. Bizim gibi ailelerin çocuklarının çoğu hukuk okuyor. Oradaki adaletsizlik çocukların bilinçaltını yönlendiriyor galiba. Biz iliklerimize kadar adaletsizliği hissediyoruz. Elmanın dilimlenmesinde az pay düşmesi gibi bir adaletsizlikten bahsetmiyorum. Bahsettiğim şey çok daha büyük ve canına mal olan bir adaletsizlik. Ve o şekilde öldürülmüş insanların geride bıraktıklarının hep bir boyun büküklüğü oluyor. Bunu kimse anlayamaz. O insana öyle bir şey yüklüyor ki anlatmak için kelime bulamıyorum. O acı canlı bir varlık. O acı, bir organizma gibi seninle yaşıyor. Yas sürecinin aşamaları var. Ben bu konuda çok şey okudum. “Sessiz Ağıt” kitabını yazdıktan sonra kabullendim acımı. Elbette hala çok büyük bir eksiklik hissediyorum.
Yeni Adalet Bakanı ile bir temasınız oldu mu?
Hayır hayır. Onların böyle bir kaygısı var mı onu da bilmiyorum. Biz var mıyız yok muyuz? Haberleri var mı bilmiyorum. Bu konuda ahlaki sorumluluk bekliyorum. Tetikçiyi bile bulsalar razıyım. Arka planını Türkiye biliyor zaten. Ama bir silahı çekmek o kadar kolay olmamalı.
Soruşturmaya dair hiçbir fikrim yok
Hablemitoğlu soruşturması nereye geldi? 7 yılda ne kadar aşama kaydedildi?
Necip’in öldürüldüğü dönemde evimizin kapısında verilmiş demeçler var. Kapımızda suikastı kınadılar, lanetlediler. “Cinayeti çözmek devletin namus borcudur” dediler. Şeref sözü verdiler. Bunlar Türk toplumunu tanımlayan en önemli değerler. Bu kadar kolay söylenen şeylerin gereği yerine gelmiyorsa, benim de bir takım şeyler söyleme hakkım doğuyor. Abdülkadir Aksu bir TV programında “Bizim dönemimizde bütün faili meçhuller çözüldü ama bir tek Hablemitoğlu suikastı çözülmedi, bu içimde bir ukdedir” dedi. Ben de kendisine “Sizi dinledim ama çok üzüldüm” dedim. Bunu duyduğuma üzüleyim mi, sevineyim mi bilemiyorum. 7 yılın sonunda Silivri duruşmalarına yüklemeler var, buna üzülüyorum. Fakat avukatımızın söylediği bir şey var. Hiçbir iddianamede bu suikast yok. Ama basın sanki Hablemitoğlu suikastı iddianamelerde varmış gibi sunuyor. Şu anda bu suikast soruşturuluyor mu, hangi aşamada, nedir, ne değildir hiçbir fikrim yok!
Lale ŞIVGIN / ANKARA

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder