Her canlı gibi oda;doğrularıyla,yanlışlarıyla (resmi olmasa da) bir devlet töreniyle bu dünyadan göçüp gitti.Allah günahlarını af etsin,sevenlerine bu acının sabrını versin...
Birand'ın cenaze töreni hemen hemen tüm TV kanallarında canlı olarak yayınlandı.
Siyasetçiden,Sanatçıya;sporcudan,iş adamına;Hahamlardan,Patriklere; kısacası her kesimden insanlar tarafından son yolculuğuna uğurlandı.
Durum böyle olunca,basın mensupları bilinmiş bir çok simaya mikrofon uzattı.Bunlardan biride Sayın Deniz Baykal'dı. Deniz bey;"Ben Gazeteci kimliği ve fikirleriyle değil, ama;insan Birand'ı çok sevmiştim"dedi.İşte bu sözler bana bu yazıyı yazma fikrini verdi.
Sayın Baykal,siyasi ve gazeteci fikirlerini değilde,insan Birand'ı çok sevmişti,ama ben insan Birand'ı tanımadım,onun rakı sofrasında hiç oturmadım(rakı sofrası bir eleştiri değildir,bende rakı sofrasında otururum).Ben onu sadece siyasete bakış açısı ve gazeteci kimliği ile tanıdım,ve bu nedenle hiç sevmedim...
Sağlığında da eleştirdiğim gibi,öldüğü günde aynı eleştirilerde bulundum.Ama hakaret ve iftira atarak değil,bizzat onun tarafından yazılmış,söylenmiş fikirleriyle.Yani kimilerinin itham ettiği gibi ölünün arkasından konuşmadım.Aksine ben onu sonsuzluğa onun fikirlerini paylaşarak uğurladım.
Ve gelelim yazının başlığına;"Dede BİRAND'a..."Kısa bir süre önce Birand'la ilgili bir haber okumuştum.Bu haberde Birand,dede olmaktan duyduğu mutluluğu dile getiriyor,eskiden dostlarının torunlarına duyduğu sevgiyi anlayamadığını ama dede olduktan sonra torun sevgisinin ne kadar büyük olduğunu anladığını,hastalık döneminde o sevgi sayesinde ayakta durduğunu ve torunu için yaşamak istediğini anlatıyordu...
Cenazesi de; o çok sevdiği torunu Umberto Ali'nin küçük çoraplarıyla uğurlandı.
Bugün ben;Gazeteci Birand'a değilde,dede Birand'a bir mektup yazmak istiyorum.Biliyorum ki o bu mektubu artık okuyamayacak,ama ben Birand'a onu neden sevmediğimi anlatmış olacağım.Kimine göre ise arkasından konuşmuş olacağım.
"Sevgili Birand;
Bende tıpkı senin gibi bir dedeyim.Şehit torunumda dahil,tüm torunlarıma kurban olurum.
Amatörce yazdığım yazılarımda,sosyal medya da şehitlerle ilgili bir çok düşüncemi paylaştım durdum.Bunun sebebi kimseye acıma hissi vermek değildi,amacım şehit ailelerinin çektikleri acıları anlatmak,şehitlerin yarım kalan hayatlarını,hayallerini paylaşmak,onların öldükleri gün değil,unutuldukları ve ne için öldükleri hatırlanmadığı zaman kemiklerinin nasıl sızlayacağını anlatmak içindi.
Torununu ne kadar çok sevdiğini,ve torunun için yaşamak istediğini söylemişin.Ne güzel bir şey değil mi torun.Tarifi imkansız bir sevgi...
Benim de bir torunum vardı.Üstelik bu torunumu annesini,babasını,ninesini(yani eşimi)bir trafik kazasında kaybettikten sonra neredeyse bebek yaştan itibaren ben büyüttüm.
Geceleri korktuğu zaman benim koynumda uyurdu,bana sarılırdı;ateşlenip yatağa düştüğünde başında ben beklerdim,ilk okuma-yazma öğrendiğinde anne ve baba yazdığında,hayallerinde yaşattığı annesi ve babasıyla el ele tutuştuğu ilk resmi çizdiğinde yine yanında ben vardım,sokakta düşüp kolu,bacağı yara bere içinde ağlayarak eve geldiğinde ona sarılıp teskin eden bendim.İlk karnesini yine benimle aldı,diplomalarını aldığı gibi.İlk aşık olduğunda yüzünde ki mutluluğu okuyan bendim...Kısacası Birand ATA'nın yanında iyi,kötü her gününde ben vardım,ta ki o kara güne kadar...
Bir bayram sabahıydı.Evimin kapısı çalındı.Ve bana o kara haberi verdiler.Dediler ki;"ATA,PKK TARAFINDAN ŞEHİT EDİLDİ,BAŞINIZ SAĞOLSUN".Hani yukarıda dedik ya Torun, tarifi imkansız bir sevgi diye,emin ol Torunun ölümü de tarifi olmayan bir acıymış.
Şehidimin cenazesini son kez görmek için gittim.Onu aslan gibi gönderdiğim Asker ocağından tam 6 parçaya ayrılmış,bir parmağı kayıp olarak teslim aldım.İlk defa onun bir kötü gününde yanında olamadım,ve onu paramparça geri aldım.
Peki o niye öldü Birand?.
O yan gelip yattığı için ölmedi.O;Senin Türkiye Türklere bırakılmayacak kadar zengin bir ülkedir dediğin vatanın bölünmez bütünlüğünü,bayrağını korurken,senin af edilsin,meclise girsin vekil olsun dediğin terörist başının kurduğu terör örgütüne verdiği talimatla haince, kahpece diğer ana kuzuları gibi şehit edildi. Hemde daha 22 yaşındaydı,ve ben onun kokusuna doyamamıştım.
Sen hem TV'den,hem gazetede ki köşenden bebek katiline af dedin,meclise girsin dedin.Peki,Hiç sordun mu,o bebek katilinin mağdurları olan bizlere af edelim mi diye?.Hiç canımızın ne kadar acıyabileceğini,acıdığını düşündün mü?...Sen böyle derken o içimizde hiç sönmeyen kor ateşin daha da alev alabileceğini tahmin etmedin mi?.
Bir yazın da "5 şehit'tin altı haber olmasın,çünkü;PKK şehit ailelerinin ve halkın üzüntüsüne cenaze merasimlerine seviniyor ve askerin bu görüntüler moralini bozuyor" derken manevi değerleri bu kadar güçlü olan Türk milletine acaba şakamı yapıyordun.
Sen,Bebek katiline af çıkartılıp,meclise sokulduğunda terörün bitip,anaların göz yaşının dineceğini mi sanıyordun?.Asala bitince o göz yaşı dindi mi?.Hayır,PKK çıktı daha da çok gözyaşı aktı.Velev ki o da bitti.Bu defa daha beteri geleceğini sen bilmezmisin ki,APO'ya af dersin.
Eğer Birand;sen bunların hiç birini bilmiyorsan,sen yaşarken gerçekte de hiç bir şey değilmişin.(Ama ben bunların hepsini adın kadar iyi bildiğine eminim.)
Sevgili Birand;Mektubun en başına dönelim.Torun sevgisinden bahsettik,senin Umberto Ali'yi ne kadar sevdiğini konuştuk.Onun için yaşamak istediğini öğrendik.
Hadi seninle bir empati yapalım.Sen ben ol,bende sen.Umberto Ali (allah korusun)teröre şehit verilsin.Ve bende çıkayım ortalara senin torunun ve daha nice ana kuzularını şehit eden adama, bebek katiline af isteyim.
Şimdi soruyorum sana,acaba ben böyle yapsam sen beni çektiğin bu kadar acı ve üzüntüye rağmen severmiydin BİRAND?.
Sevmezdin.Tıpkı bu nedenle dünde,bugünde,yarında benim seni bir gazeteci olarak sevmediğim gibi.
Şimdi Baykal'ın senin ardından söylediği ve benim yukarıda da yazdığım o söz aklıma geldi tekrar. Düşündüm de Atalarımız insanın zikri neyse,fikride odur demiş.Boşuna da dememiş. Gazeteci olarak Apo'ya özgürlük diyen biri,eğer ruhunu paraya sattıysa insan olarakta aynı şeyi düşünür.Bu yüzden ben seni hem gazeteci,hemde insan olarak sevmedim,sevmeyeceğim...
Son olarak Birand;bu mektubu her gece rüyalarda buluştuğum şehit torunum ATA'ya vereceğim.Elden sana ulaştırsın.Gerçi biraz zor olacak onun için,zira o cennette, muhtemelen aynı yerde değilsiniz.
Ulaştırsın ki,benim ve diğer şehit ailelerinin seni neden sevmediğini,ve arkandan neden haklarını helal etmediğini öğren.Yoksa bizim seninle aramızda kişisel bir husumetimiz yok.
Allah günahlarını umarım af eder.Ailene sabır ,küçük UMBERTO ALİ'ye uzun,başarılı bir ömür diliyorum.Allah kimseye evlat,torun acısı göstermesin.

Facebook'ta gördüm... Ben de paylaşıyorum... Herkesin susup boynunu eğeceği bir yazıdır...
YanıtlaSilÇok haklısınız PKK lı Öcalanlada ilk o konuştu özgürlük adı altında çığırtkanlık yaptı, bu ülkede öyleler makbulki cenazesi bile şov oldu hepimiz acı içindeyiz Birand ve Birand gibiler yüzünden ülke elden gidiyor ve kimsenin umurlarında değil.
SilHarika bir yazı olmuş. Bir çok kişinin duygularına tercuman oldunuz,tebrik ederim.
YanıtlaSilHakkınız ödenmez Allah sizden razı olsun,torununuza,kardeşimize Allah cennet nasip etsin.Lakin profilinizi okudumda haklı eleştirilerinizi tabii olduğunuz kurumdakilere de aynı üslupla yöneltmenizi rica ederim.İnanın biranda rahmet okutuyorlar artık...Saygılarımla...
YanıtlaSilMerhaba Yüce ve Soylu İnsan,
YanıtlaSilBenim de bir oğlum,bir erkek torunum var.Allah bağışlasın..!
Oğlum, üniversitede okuyor.Öğretmen çıkacak. 2-3 yıl sonra da askere gidecek. Torunum da 23-24 sene sonra askere gidecek.Evlat kolay yetişmiyor. Gece gündüz, uykulu uykusuz geçen zamanların değeri ölçülemez evladımızı yetişirken. Bugüne kadar oğlumu yetiştirene kadar, İstanbul'da bir rezidans da lüks 5-6 daire alabilecek kadar masraf etmişizdir.Belki de daha fazla...Ama bunun EVLAT sevgisinin DEĞERİ hiçbir meta ile ölçülemez bile...
Gelelim BİRANDLAR...
Gelelim DEVLETİN başındaki insanlara...
Efendim, biz TÜRKLER bu kan davasını tam 40 seneyi aşkın yaşamıyoruz.
Ne 30 bin ne de 40 bin şehit verdik...Sarıkamış'da daha fazlasını vermedik mi, anımsayalım isterseniz.
Ta ki, Devrim Şehidimiz Kubilay'ın başı kesildiği andan beri şehit de vermiyoruz. Çanakkale de ki 57. alay tümden gittiği andan önce de ı. dünya savaşında binlerce Türk Evladı o kan emici emperyallerin oyunlarıyla can verdiler.
Ama asıl çağdaş Türkiye Cumhuriyeti, kurulduktan sonra işlenen cinayetler adama koyuyor. İçimizi acıtıyor...
Bile bile, göz göre göre namluların ucuna, mayınların üzerine salıyoruz evlatlarımızı:((
Bunları siz de ben de biliyoruz değil mi?
Öğrendiklerimiz yalnız, tarih kitaplarından değil, her gün TV de basında,bizzat yaşayarak takip etmekteyiz.
Ülkemizde Kandil'den gelen PKK lıları beş dakikada kurulan mahkemelerle özgür bırakan Cumhuriyet savcılarına, Silivri'de tutuklu bulunan hala suçlarının ne olduğunu bilmeyen bilim-ilim-asker-öğretmen-avukat vs. çeşitli meslekten kişilerin, hala ailesinden ayırıp, özgürlüklerini vermeyenlere karşı Ulusal utanç-öfke içindeyiz.Öyle bir öfke ki bu, içimize kan akıyor sanki...
"Kızılcık şurubu iç, bağrına taş bas, barış gelsin kafi," diyenlere ateş püskürüyor ruhum...
Allah'ım bu nasıl bir bakış, bu nasıl bir adalet..!
Değerli Yazım Dostu,
Kaleme aldığınız mektubunuzu,ibret alarak okudum.Yüce Türk Milletimizin bağrında yanan ateş söndürülmedikçe bu acı asla geçmez.
Evlat acısını hangi su söndürebilir?
Vatan Namustur, diye uğurladığımız canlarımızı-parça parça- bize veren hangi elin vicdanı bu denli rahat uyumaktadır?
BUGÜN, İmralı Canavarı ile tokalaşan insanlar KURBAN BAYRAMI için koyun mu pazarlığı yapıyor?
Tabi, biz ne söylesek, NE DÜŞÜNSEK önemli değil, suyun yolunu değiştiren teröristler iş başında olduğu sürece, bağrımızda ateş yanacaktır.
Ulusal onurumla,Milli Davamızla, Tarihsel Mirasımızla, derim ki, şahsen bende ebedi uykusuna çekilen BİRANDLARI sevemem ve affedemem. Affetmeyeceğim de...
Evlatlarımızı bile bile öldürenlere lanet olsun..!
Öldürenlerin de mekanları AYDINLIK değil CEHENNEM olsun!
Evlat, kolay büyümüyor, yetişmiyor. İğneyle kuyu kazmak gibi EMEK ve SEVGİ verilerek büyüyor.
EVLATLARIMIZI BİZLERDEN ACIMASIZCA PARÇA PARÇA KOPARTANLARLA MAHŞERDE GÖRÜŞECEĞİZ.
Acınızı ancak, aynı acıyı çeken bilir. Ateş düştüğü yeri yakar. Rabbim böylesi bir acıyı hiçbir ana-babaya vermesin.
30-40 bin şehit annesi bugün OĞULLARININ KANLARINI yerde bırakanlara, "OĞLUMUN KANI HARAM OLSUN" diye her gün lanet ediyor.
Sizi hangi sözlerimle teselli edeceğimi bilemiyorum, ama organları eksik, engelli olan GAZİ evlatlarına bakan ve her gün ölen anne-babaları gördükçe size ve onlara sabır diliyorum.
Onlar uyudukça sizlere sağlık diliyorum.
Başınız sağ olsun.
Şehitlerimizin ruhları ŞAD olsun.
Selam ve saygıyla.
Emine PİŞİREN
Not: Bir önceki yorum yazımın finalinde sözcük hatası vardı. Şimdi düzelttim. Bunu Yayıma verirseniz sevinirim.
Emine hanım;değerli yorumunuz için sonsuz teşekkürler.
SilBebek kaatili hakkındaki duygularınıza, kininize hak veriyorum, ancak herhangi bir kişiye duyulan nefreti O'nun ailesi vs. nden örneklerle açıklamanın (üstelik çok masum bir çocuk) şık olmadığını, eleştirilerimizde öncelikle empati yapmamız gerektiğini düşünüyorum, hepimiz çocuk sahibiyiz. Sanırım duygularınızın yoğunluğunu başka şekillerde ifade edebilecek kültüre sahipsiniz.. E.S.T.
YanıtlaSilÖncelikle yorumunuz için teşekkür ederim.Etik kurallar dahilinde tüm düşüncelere,ikazları gözardı etmem.Tıpkı sizin değerli düşünce ve uyarılarınızı gözardı etmeyeceğim gibi.Ama ya benim anlatım hatam var,ya da siz bu yazıyı yanlış yorumladınız.
SilBen yaşadıklarımın hiç kimse tarafından yaşanmasını istemem.Benim şehit torunum parçalanarak öldüğü gün değil,onun ne uğrunda öldüğünün unutulduğu an ölmüş olacak.
Birand'ın torunu ile ilgili cümleyi kurarken,ailenin öyle bir acı yaşamasını temenni etmedim,etmemde.Ama bizlerin yaşadığı acının bir gün herkesin kapısını çalabileceğini anlatmak istedim.Konu Birand olduğu içinde ondan örnek vermek zorundaydım.Yazıda da belirttiğim gibi Küçük Aliyi,allah ailesine,sevdiklerine bağışlasın,benim torunum ve diğerleri gibi onunda hayalleri yarım kalmasın.