İzmir'de çeşitli projelerle iş yapıp bu kentte yaşamak isteyen bir kişi olarak, İzmir için dört milyon nüfuslu bir köy ve huzur evi başlığını atmış olmaktan dolayı utanç ve üzüntü duyduğumu öncelikle belirtmek istiyorum.
Evet, yanlış okumadınız, nüfusu itibariyle Türkiye'nin üçüncü büyük kenti olma unvanını taşıyor olmasına aldanmayın, üzülerek söylemek gerekirse, İzmir ilimiz gerçekten yaklaşık dört milyon nüfusu barındırmasına rağmen, büyük bir köy ve barındırdığı ve yaşlı nüfusun çokluğuna bakıldığında da, adeta huzur evi görüntüsünde bir kent.
İzmir ilimizin; kirliliği nedeniyle denizinden istifade edilemese de, deniz kenarında kurulu ve inbat'a açık olması, tanınmış tarihi ve turistik tatil beldelerine yakınlığı, yazı oldukça sıcak geçmesine rağmen, kışının ılıman oluşu, insanlarının medeni, asayişinin düzgün, sakin ve huzurlu bir kent olması, halkının ekseriyetinin aydın ve demokrat, tüm bu özellikleriyle yaşamın oldukça kolay ve rahat olması nedenleriyle, özellikle ununu eleyip eleğini duvara asmış bulunan emekli ve yaşlı kesim için aranan ve beğenilen bir kentimiz olduğu yadsınamaz.
Ancak, İzmir ilimizin, özellikle sayıları her geçen gün artan işsizlere, üniversite eğitimi gören ve istikbal bekleyen gençlerimize, arzuladıkları iş imkanını sunabilecek ekonomik altyapıya ve kapasiteye sahip olduğunu iddia edebilir miyiz?
Tabii ki hayır.
Şöyle bir bakıyoruz, sanayi diye bir şey yok.
Ticaret, turizm, tarım deseniz ha keza.
Yetmişli yılların başında yedek subaylığımı yaptığım ve İzmir'e yakınlığı nedeniyle o tarihlerde her yönden geri kalmış olan Manisa ilimize bugün baktığımızda, sanayisi ve iş olanaklarıyla İzmir ilimizi çok gerilerde bıraktığını, İzmir'in, Manisadaki sanayi kuruluşlarımızda çalışanlara, barınma, han ve otel görevi yaptığını görüyoruz.
İzmir ilimiz, sanayisinin olmayışı yanında, Efes ve Meryem ana gibi ziyaretçi akınına uğrayan tarihi ve turistik yerlere yakınlığına rağmen, turizmini dahi geliştirerek alternatif bir turizm merkezi olamamış, bir elin beş parmağı kadar beş yıldızlı turistik otel ve konaklama tesisine dahi sahip olamamıştır.
Bu nedenle, İzmir ilimiz, göründüğünün ve sanıldığının aksine, halkının büyük kesimi, ancak geçimlerini saylayabilen orta ve ortanın altında gelir sahibi kişilerden oluşan, her yönden geri kalmış bir kentimizdir.
İzmirli olarak, yetişme ve üniversite eğitimi çağındaki çocuklarımız da, gelecekleri için, İzmir den ümitlerini kesmiş ve İzmir den kaçmanın düşünü kurmaya başlamışlardır.
Benim yiğenim, Dokuz Eylül Üniversitesi İktisat Fakültesinde okurken İzmir ilinin bu geri kalmışlığının farkına vararak, gözünü İstanbul'a dikmiş, okulu bitirdikten ve Amerikada yaptığı işletme mastır eğitiminden sonra, İstanbul ilinde çalışma hayatına atılmıştır. İzmir ilimizin geri kalmışlığı ve kısırlığından dolayı, ailesinden uzakta İstanbulda yaşayıp çalışmak zorunda kaldığından, bekar olması nedeniyle, İzmirde çalışma olanağı bulabilseydi ailesinin yanında kalabilecek iken, İstanbulda çalışarak kazandığı paranın büyük bir bölümünü, tek başına oturduğu ev kirasına yatırmak zorunda kalmakta ve yaşam mücadelesi vermektedir.
Her yıl açılan ve bir nebze olsun, turizmi ve ticareti canlandıran İzmir Fuarının dahi, her geçen sene geriye gittiğini, fuarın, eski yıllardaki görkem ve canlılığından eser kalmadığını belirtmeme gerek var mı bilmiyorum.
Evet, üzülerek belirtmek gerekirse, İzmir ilimiz; bugün için, her yönden geri kalmış ve her geçen gün de gerilemeye devam eden, üretemeyen, gençlere kaynak ve iş imkanları yaratamayan, ancak ununu eleyip eleğini duvara asmış bulunan orta halli emeklilerin tercih ettikleri patırtısı, gürültüsü, trafik sıkışıklığı olmayan huzurlu ve bu itibarla büyük bir köy ve huzur evi diye nitelendirebileceğimiz bir kente dönüşmüştür.
Sosyal demokratların kalesi olan İzmir ilinin bu perişan halini gören AKP iktidarı da, haklı olarak, İzmir'in bu perişan halinden istifade edip, iktidar nimetlerinden yararlandırma vaadiyle İzmir kalesini düşürmenin planlarını yaparak uygulamaya koymuştur.
Bir İzmir aşığı olarak diyorum ki; İzmir bu olmamalı, tüm İzmirliler, İzmir'in içinde bulunduğu bu olumsuz durumu masaya yatırarak, geri kalmışlığın nedenlerini ve buna sebep olanları saptayıp, gerekli önlemleri almak suretiyle, İzmir'i layık olduğu konuma getirmelidirler. 02.11.2011
" Türkiye Cumhuriyeti'nin üniter ve laik yapısına göz diken tüm unsurlara karşı bunca zahmete ve mihnete değer mi, diyorsanız, Atatürk'ün manevi mirasçısı olarak evet değer, diyorum. Çünkü Türküm ve başka Türkiye yok!"-DR. Necip HABLEMİTOĞLU
Sayfalar
Ben Anamın Paşası....
- Anasının Paşası @ataturkhaber
- ANKARA, Türkiye
- ATATÜRKÇÜ,LAİK BİR İŞ ADAMI.65 YAŞINDA VE 45 YILLIK CHP Lİ.ESKİ BELEDİYE BAŞKANI.CHP KONGRE ÜYESİ,ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ ÜYESİ,KEMALİST..VE HER ŞEYDEN DAHA ÖNEMLİSİ BİR ŞEHİT DEDESİ......

Saygın büyüğüm,
YanıtlaSilYazınızı okurken bazen tatlı tatlı fakat çoğunlukla acıyla gülümsedim.
Hem "Aşık olduğum İzmir" diyorsunuz, hem de İzmir'in ne kadar geri kalmışlığından dem vuruyorsunuz.
"Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu" demezler mi adama.
Demek istediğimi anlatabilmek için şu soru sormak ihtiyacındayım: İzmir'in nesine aşıksınız? Coğrafik/Topoğrafik yapısına mı? İklimine mi?
İzmir'i tercih edenlerin hırslarını törpülemiş "eleklerini asmışlar" siz de saptadığınıza göre, dillere destan HUZUR'un, hengâmeden uzak, keşmekeşten ırak bir yaşamı tercih edenler sayesinde oluştuğunu da görmüş olmalısınız.
Ekonomik hırslarından arınmış insanların çoğunlukta oluşudur ki; kimse birşeylere yetişmek için koşuşturmuyor. Trafik mi sıkışmış, arabasından dışarıyı seyrediyor ıslık çalarak. İşine geç kalma endişesi de yoktur çoğunlukla; çünkü geç kaldığı için azarlanma riski düşüktür.
Evet, gelir seviyesi genellikle orta ya da daha düşüktür ama zaten fiyat seviyeleri de bu sayede diğer "gelişmiş" şehirlere göre düşük oluşmaktadır. (Keynes'in Arz/talep endeksine göre kesişim noktasında oluşan fiyat misali)
Nitekim değerli büyüğüm; 29 yıllık bir İzmir'li olarak diyebilirim ki;
İzmir az gelişmiş değil, az bozulmuştur.
- Birisi 2002, diğeri 2005 olmak üzere 2 kez İstanbul'a yerleşip çalışmayı denedim. Her ikisinde de kazancım birkaç kat yüksek olmasına rağmen İzmir'e dönmemi engelleyemedi.
Amma; deseler ki Kıbrıs mı? İzmir mi? İşte o zaman Kıbrıs derim. Nasip olursa, birkaç yıl sonra doğduğum topraklarda yaşamımın son demlerini tüketmek arzusundayım.
Saygı ve sevgilerimle,
@KemalDenizer
Sevgili Denizer;her zamanki gibi bu yorumunuzu da keyifle okudum.Sizin yorumlarınıza her daim kayıtsız imza atarım.
YanıtlaSilKıbrıs benim içinde çok önemli bir yer.Her ne kadar orada doğmadım isede Bende aynen sizin gibi hayatım son demlerini orada tüketmek isterim.
Saygı ve sevgilerimle