Ben Anamın Paşası....

Fotoğrafım
ANKARA, Türkiye
ATATÜRKÇÜ,LAİK BİR İŞ ADAMI.65 YAŞINDA VE 45 YILLIK CHP Lİ.ESKİ BELEDİYE BAŞKANI.CHP KONGRE ÜYESİ,ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ ÜYESİ,KEMALİST..VE HER ŞEYDEN DAHA ÖNEMLİSİ BİR ŞEHİT DEDESİ......

8 Mart 2012 Perşembe

8 MART TATAVASI-İklim BAYRAKTAR ( @aiklimbayraktar )

Geçen yıl 6 Mart'ta gözaltından çıkmıştım. 8 Mart'ta Fatih Altaylı Teke Tek programına davet etmişti. Kanal yetkilisi  "mağdur bir kadınsınız bugün de 8 Mart Dünya Kadınlar Günü nedeniyle sizi konuk etmek istiyoruz" dediğinde, salakça bir saflıkla ve o günkü berbat ruh halimle gerçekten inanmış ve yıllardır bu ülkede kadın olarak mücadele etmiş, özellikle iş dünyasında var olmanın zorluğunu yaşamış,  üstüne de son olanlardan nasibini almış bir kadın olarak söyleyecek çok sözün kursağımda birikmiş olduğunu düşünüp paylaşmak, sorunları dillendirmek açısından iyi bir fırsat olduğunu düşünerek kabul etmiştim bu teklifi.

Anlamlı bir günde kadınların Türkiye'de yaşadığı taciz-tecavüz şiddet ve baskı vahşetine karşı, kalın cümleler kurabilecektim. Ama nafile bir salaklıktı benimkisi, bugün artık herkesin de çok iyi bildiği gibi, o programda bırakın kadınlar günü için iki kelam etmeyi, resmen
sorgulandım, aşağılanmaya çalışıldım, malzeme edildim ve program bittiğinde kendimi hiç olmadığım kadar yenik, yorgun, kandırılmış hissettim.


Kadınlar Günü'nde olmamalıydı en azından böyle bir şaka(!).

Canlı yayında "Beni Dünya Kadınlar Günü için çağırdınız ama tek kelime edemedik"  tarzında serzenişime kulak asmayan erkeklerin ve ertesi gün
 "Sen kimsin ki Dünya Kadınlar Günün de konuşma hakkını kendinde buluyorsun"  şeklinde yorumlar yapan gazeteci, yazar, seyirci ve okuyucunun var olduğu bir ülkede, hala "Kadınlar Günü" diye nara atmamız da aslında çok acıklı geliyor bana... Sanırım; "Umut fakirin ekmeğidir" sözündeki mana yıldırmıyor bizi...
Şimdi aradan bir yıl geçti ve yine bir Dünya Kadınlar Günü'nde evimde son bir yılın muhasebesini yaparken buldum kendimi. Yeterince direnmediğim yerler oldu mu diye düşündüm. Ve daha bir çok şey…
Bir kitap yazdım ama kitabım çeşitli yollarla ve inanılmaz biçimde engellendi. Sesimi duyurmak istediğim kadınlara ulaşamadım. Ulaştıklarımdan bazıları ise kendini kurtarmış kadınlar olarak yerlerini kaybetmek istemediler ki görmezden geldiler. Görüp, destek olanlar ise bireysel olarak bana dünyaları verdiler ama toplum adına bir şeyi değiştiremedik ne yazık ki…

Kadın sorunlarının başında gelen şiddet, taciz ve tecavüzün kökten çözümü; kadınların birleşmesi ile mümkün olabilir,  birlikten doğan kuvvetle devletin ve yasa yapıcıların dikkatini çekerek...

Şuna inanıyorum ki, bu toplumda her kadın şu veya bu biçimde hayatında en az bir kez "taciz" ve "şiddet" olayı ile karşılaşmıştır. Çok nadirdir bunu yaşamayan kadın. Ama susmuştur. Korkmuştur, sindirilmiştir.
Her kadın başına gelen olayı tüm açıklığıyla anlatabilse, bu yolda önemli adım atılmış olacaktır. Elbette kadınlar bu itirafda bulununca toplum tarafından ötelenecektir, ama bu uğurda kurbanlar verilmesi doğaldır. Hiç olmazsa kendisinden sonra gelecek kadın kuşakların aynı dertten muzdarip olmasının önüne geçilebilir.

Düşünsenize sesini çıkaran kadın "istisna" olmaktan çıkıp "çoğunluk" olsa, işte o zaman iş tamamen değişecektir.

Mesela taciz iddiasında bulunan her kadın için, erkek egemen toplumun bakışı çok açık değil mi? Dişi köpek kuyruğunu sallamazsa, erkek peşinden gitmez" sözündeki aşağılamaya bakar mısınız? Kadın için doğrudan "köpek" kelimesi kullanılmakta. Cümlenin ikinci yarısında ise sadece "erkek" sözcüğü geçmekte. Örnekleri çoğaltmak mümkün...
Oysa bırakın kuyruk sallamayı, hoşştttt diye yerden alınıp atılacak bir taştan daha ağır sözlerle bertaraf etmeye çalışsanız bile üzerinize çullanmaya hazır, ağzının suyu akan bir sürü erkek köpek başıboş dolaşmakta etrafta, hem de parmağınızdaki alyansa aldırmadan, dişinin kuyruk sallamasına gerek duymaksızın, ya tutarsa diyerek havlamakta.
Kimsenin Dünya Kadınlar Günü nedeniyle, kadın haklarını savunmak gibi bir derdi olduğunu düşünüyorum.

Birçok sorumlu bakanlığın yaptığı çalışmaları hayretle izliyorum, bırakın kadını korumayı kız hatta erkek çocuklarına taciz ve tecavüzün önüne geçemeyen, daha çocukları koruyamayan yetkili bakanlıklara içim sızlayarak bakıyorum. Bütün bu vahim sorunların karşısında, erkek egemen parlamentomuzda her şeyin es geçildiğini yüreğim burkularak görüyorum.
Kadını bir meta gibi gören, işine gelmediği zaman “susturulmalı, ezilmeli" anlayışıyla hareket eden bir toplumun içinde yaşamaktan utanıyorum.
Kadın, bizim gibi az gelişmiş toplumlarda erkek için yalnızca bir araç...

Çoğu erkek kadını insandan bile saymıyor.  Bunun örneklerini her gün onlarca kez görüyoruz. Göremediklerimiz ise kendi işkenceleri ile baş başa kalıyorlar.
Erkek kadına şiddet uygulayabilir, evden atabilir, yerlerde süründürebilir... Kocasıdır sever de döver de!..

Mahkemeye çıktığında ise hâkimler genellikle erkeği haklı bulurlar ve kadına yapılan işkencenin karşılığı olan net bir suç yoktur. "Aile içi anlaşmazlık, düzelir" mantığıyla yaklaşılır... Çoğu zaman da kadın erkek tarafından öldürülür.

Ölürken, son bir hamleyle kendisini bıçaklayan kocasının kafasına televizyon kumandasını fırlatır kadın ama bu erkek için "tahrik" unsuru kabul edilir ve cezası 15 yıla indirilir.
Bu ülke değil midir, 17 Ağustos depreminin asıl sebebinin yarı çıplak kadınlar olduğunu iddia eden erkeklerin yaşadığı ülke? Can almak erkeğe mahsustur bu ülkede. Kadını istediği gibi kullanır, kadın onun için evdeki beyaz eşyadan sonra gelir. Beyaz eşyalar değerlidir, kıymetlidir. Kadın ise, "aman sende, bu olmazsa başkasını alırım, bedava" bağlamında bir araçtır sanki.

Çoğunlukla bin bir meşakkatle doğuran kadının, kocası karşısındaki tek unvanı "anne" olmasıdır.

Bu da göz ardı edilebilecek bir özelliktir. Orada bile tohumu eken erkektir ya!..

Bence Türkiye'de "Kadınlar Günü"nü kutlamak tam bir komedi. Aklı başında olan ve bu işe dur demeye yeltenen kadınların sesleri yeterince yüksek çıkmamakta. Senede bir gün hatırlanacak insanlar mıdır kadınlar? (Kaldı ki kadının kadına ettiği zulmü erkek etmiyor kimi zaman, zemin ama bugünün hürmetine bu konuya girmeyeceğim…)
Bu bir günde tüm sorunları çözecek kadar etkinlikler yapılmakta mıdır?
1 Eylül Dünya Barış Günü olduğunda dünyada savaşlar duruyor mu?
8 Mart günü bile işkence altında can veren kadınların sayısı az mıdır?
Kadın haklarının savunması senenin bir gününe, 8 Mart'a sığdırılamaz.
En azından bizim ülkemizde bu olamaz. Olmuyor işte! Bugünlerde konuşacağız sonra bir dahaki sene 8 Mart gelene kadar yine unutacağız, her şeyi normal sayacağız, hiçbir emek harcamayacağız değişim için…
Çözüm, devlet ve devlet politikalarına bağlıdır, sistemi değiştiren yasa yapıcılar ve uygulayıcılardır bu gidişe mutlak son vermesi gerekenler.
İllaki kendi başına gelmesini beklemeden, benim başıma gelmez demeden, mağdur ya da aday tüm kadınlar birlik olup savunmaya geçse ve haykırarak anlatsa derdini, isteğini.
Gür bir ses çıkarabilirsek, belki bu sese sırt dönmeyecek, vicdanlı çözüm sahiplerine ulaşırız.
"Susmayın, haykırın," yoksa ölümler, haksızlıklar sürecek...
Ya da bırakın bu 8 Mart tatavasını bir kenara kabullenin…

1 yorum:

  1. Ben yaziyi begendim diyebilirim ama en üstteki yaziya takildim En büyük iftiharim türk yaratilmamdir diyor yani bir yaraticinin oldugunu kabul ediyor madem ediyor o halde neden gökten ve gayb'tan indigi sanilan kitaplar dedi ? celiskili konusan biriymis vesselam

    YanıtlaSil