Eski türk devletlerinde devletin bekası kutsal bir inanç niteliği taşıdığından kişisel ihtiraslar ve çıkarlar devlet menfaatleri gibi gösterilmiştir. Bu yolla milyonlarca insan, kişiye tapma kültürüne angaje edilmiş ve hanedanlığı temsil eden hakanlar, adeta milletin üstünde bir put haline gelmiştir. 751 yılında Talas savaşı’nın ardından İslamiyet’in kabulü, hakanı put olmaktan çıkartmış yerine sultanları Tanrı’nın yeryüzündeki temsilcisi haline getirmiştir. Sultana itaatsizlik Tanrı’ya yapılan isyan olarak atfedildiğinden cehennem korkusuyla tutuşan halk, yüz yıllarca sultana körü körüne bağlanmıştır. Kuran-ı Kerim’deki ” Ey İnanlar! Allaha itaat edin, peygambere ve sizden olan emir sahiplerine de ” (1) ibaresini saltanatını kuvvetlendirmek amacı ile kendisine kalkan yapan sultanlar, binlerce yıllık egemenliğini dini referans yaparak sağlama almıştır. Saray içerisinde iyi eğitim alan şehzadeler, reaya gibi cahil olmadığından saltanat makamına göz dikmişler ve sultanlığa başkaldırıda bulunmuştur. Tahtını bırakmak istemeyen padişah, gözünü kırpmadan aynı karında yattığı kardeşini, kimi zaman evladını katletmiştir. Halk, sadece dini ölçüt kabul ettiğinden yapılan katliamlar Tanrı’nın emri gibi gösterilmiş ve Allah’a iftira edilmiştir. Tarihi veriler incelenirse Osman Gazi amcasını, I.Murat oğlunu, Yıldırım Bayezıt kardeşini, Fatih Sultan Mehmet kundaktaki kardeşini, Yavuz Sultan Selim iki şehzadesini ve 12 yiğenini, Kanuni Sultan Süleyman iki oğlunu, III.Murat beş kardeşini, III. Mehmet 19 kardeşini, IV. Murat üç kardeşini öldürmüştür. Devleti korumak için Fatih Sultan Mehmet, kardeşlerin birbirini katletmesini yasal olarak serbest bırakmış ve bu katliamların Allah’ın emri olduğuna yönelik fetva yayınlatmıştır. Bu hünharca insan avı şüphesiz bir taht uğrunaydı. Aradan yüzyıllar geçti, cumhuriyet ilan edildi, laik bir yaşam tarzı ortaya konuldu; fakat gene de devleti putlaştırma geleneği bitmedi. Hala halk devlet için var ve devlet halk için bir şey yapmak zorunda değil. Nasılki devleti koruma adına halk, Osmanlı Sultanı’na teba olmuşsa biz de günümüzde hükümetlerin tebası durumundayız. Hala vatandaş ile teba arasındaki farkı anlayamayan iktidar sahipleri, bizleri istediği gibi hareket edilecek insan yığını olarak görüyor. Aradan geçen bunca yıla rağmen fail-i meçhul cinayetlerin aydınlatılamadı. Öldürülen aydınların katilleri, fail-i meçhul cinayet bahanesi ile korundu. Maraş, Çorum ve Sivas katliamlarını yapan kimselerin elebaşları hala bulunamıyor. Neden acaba? Çünkü tarihi süreçte geçmişimizden gelen yanlış gelenekler izlerini hala devam ettiriyor. XXI. yy’ın uzay çağına geldik ve bizler hala devlet için varız; oysa devlet bizler için yok. Hepimiz yirmi yaşına geldiğimizde çiçeği burnunda delikanlı olarak askere gider devleti koruruz; fakat askerden sonra tuttuğumuz nöbetlerin bedeli bizleri işsiz bırakmakla ödetilir. Devlete emekli olabilmek için sigorta pirimi yatırırız; fakat buna rağmen ücretli muayneye tabi oluruz. Vatanımızı kollamak için dağlarda teröristle çarpışırız ve şehit veririz; buna rağmen gene değerimiz olmaz. Vatanımız için ölmemize rağmen başbakan çıkar ve der ki: ” Askerlik yan yatma yeri değil.” ( Eğer askerlik yan yatma yeri değilse başbakanlıkta koltukta sefa sürme yeri değil.) Annelerimiz ve babalarımız geleceğimiz için dilinden dişinden arttırdığı paralar ile bizlere üniversite okutur. Üniversite eğitimi için milyonlarca lira para harcarız; fakat mezuniyet sonrası yüzümüze bile bakılmaz. Başbakan bu konuda da bizleri paylamaya bilenmiştir. Kendisinden ebeveynlerimiz iş talep ettiği vakit şu sözlerle savunmaya geçer: ” Bana iş için gelme, taşın suyunu sık çıkart.” Be Allah’ın adamı! Bu halk devlet için vergisini veriyor, askerliğini yapıyor, yaptığınız insafsızca zamlara rağmen sükunetini koruyor, peki devlet halk için ne yapıyor? Artık yeter! Bunca yıldır halk, devlet için varoldu. Bundan sonrada devlet halk için varolsun.
EKLER:
1-KURAN-I KERİM: ” Nisa Suresi 59. Ayet, Süleyman Ateş – Yeni Ufuklar Neşriyat ”

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder