Türkiye’de Siyaset öyle acımasız bir oyundur ki, gece den
sabaha bir siyasinin, bir partinin, bu ülkenin kaderi değişebilir.
Bir gece önce hiç tanımadığınız biri sabah kalktığınızda
şehrinizin belediye başkanı, milletvekili adayı olabilir. Yine bir geceden
sabaha hiçbir siyasi vasfı olmayan biri bir bakarsınız bir siyasi partinin Başkanı
olarak ortaya çıkabilir.
Peki, siyaset bu kadar kolay işleyen bir oluşumdur. Bana
göre siyaset tıpkı resim yapmak, enstrüman çalmak gibi bir sanattır. Ama ne
yazık ki ülkemiz üzerinde menfaatleri hiç bitmeyen oluşumlar ve ülkeler bu
sanatın icrasına izin vermemektedir.
Bir gecede Liderler yaratan güçler, bir gecede o liderleri de
koltuklarından alaşağı edebilecek güçtedir.
12 Eylül sonrası Siyasi partilere baktığımızda CHP hariç
gerek partilerin, gerekse liderlerinin ömrü en fazla 10 yıl olmuştur. Son
kurulan ve dış güçlerce korunup kollanan AKP de de durum diğerlerinden farklı
değildir. Hatta parti tüzüğüne 3 kez den fazla seçilememe maddesi dahi konulmuştur.
Recep Tayyip Erdoğan; Gerek ABD’nin gerekse onun maşalığını
yapan Gülen cemaatinin desteğini alarak siyasette hızlı bir yol kat etmiş
inanılması zor ama 3.dönem hatta oylarını her defasında daha da artırarak iktidarda
kalmayı başarmıştır.
Fakat Erdoğan’ının farkına varmadığı, yada varmak istemediği
bir konu vardır ki; bu başarıyı ona getiren tek şey onun karizmatik kimliği değil,
onu destekleyen dış güçlerin olağan üstü çabasıdır.
Cemaat ve ABD bunun farkına varmış olmalıdır ki, kendisine
7-8 aydan beri uyarılar yapmaktadır. Uludere olayı, Şike yasası, MİT kanunu, mevcut
Cumhurbaşkanın 2.kez seçilme hakkının AYM tarafından tescillenmesi ve en son
olarak Suriye tarafından düşürüldüğü iddia edilen ama gerçekte böyle olmayan ve
2 şehit verdiğimiz uçak kazası Erdoğan’ı zorda bırakmak için yapılmış sert
uyarılardı.
Her ne kadar ilk başta Erdoğan bu uyarılara kulak asmasa da,
bu başarıların kendisinden kaynaklandığını sansa da, daha önceki siyasilerin
yaptığı gibi oda kaderine boyun eğmek zorunda bırakılmıştır. Kaldı ki, Erdoğan cemaatleri,
dış güçleri karşısına almayı göze alıp bir parti kursa barajı bile aşamaz. Buna
en iyi örnek Erbakan hocadır.
ABD ve onun maşası Gülen; İngiltere ve orada faaliyet
gösteren cemaatler öncelikle 2014 Türkiye’sini, sonrasında gelecek 10 yılın
siyasi haritasını belirlediler.
Bugüne kadar adı sanı bile birçok kişi tarafından
bilinmeyen, lakin milli görüş hareketinin bölücülüğünü başarıyla yapan, Siyasi
Hocası Erbakan’a tıpkı Erdoğan gibi ihanet eden HAS parti G.Başkanı Numan
KURTULMUŞ sanki beklenen son mehdi gibi bir anda ortaya atılıvermiştir.
30.Haziran.2012 de Numan KURTULMUŞ’la ilgili “Numan
Kurtulmuş'un AKP - ABD ve Fethullah sevdası”başlıklı bir yazı kaleme
almıştım.(linkteki yazıyı da okumanızı öneririm) http://ataturkhaber.blogspot.com/2012/06/numan-kurtulmusun-akp-abd-ve-fethullah.html
Bu yazıda KURTULMUŞ gerçeğini, ve bugünlere nasıl hazırlandığını anlatmıştım.
Erdoğan’ı gözden çıkaran güçlerin yeni lider adayı Numan
KURTULMUŞTUR. İlk genel seçimlerinde
Numan KURTULMUŞ milletvekili seçilecek ve AKP G.Başkanı olup Başbakanlık koltuğuna
otutturulacaktır .Peki Erdoğan ne olacaktır?.
Beklendiği gibi Erdoğan Cumhurbaşkanı olamayacaktır. Anayasa
mahkemesi Erdoğan’ın istediği gibi Gül’ün görev süresinin 7 yıl olduğuna karar
verirken, mevcut Cumhurbaşkanının 2.kez 5 yıllığına seçilmesine de vize
vermiştir. Yani GÜL 2014 yılında 2.kez Cumhurbaşkanı olabilecektir. Buda ABD ve
İngiltere’nin Erdoğan’na son oyunudur.
2007 yılında Gül ‘ün Cumhurbaşkanı olmasını ne ERDOĞAN, nede
ABD ve Gülen istiyordu. Gül Erdoğan ekibinin aksine ABD sevdalısı değil İngiliz
sevdalısı bir politikacıydı. ABD, maşası Gülen cemaatinin önde gelen ismi
Bülent Arınç’ın Cumhurbaşkanı olmasından yanaydı. Ama İngiltere ile yakınlığı
her daim bilinen Gül İngiliz hükümetinin baskı ve istekleri ile ABD de ikna
edilerek Cumhurbaşkanı seçtirildi. İngiltere’nin 2.amacı ise Numan KURTULMUŞ
yerine Muhsin Yazıcıoğlu’nun Erdoğan
yerine Başbakanlığa getirilmesiydi. Yazıcıoğlu ölümünde bir süre önce İngiltere’ye
ziyarette bulunmuş, Kraliçe ile de görüşmüş, hatta Kraliçe tarafından İngiltere’nin
önemli bir nişanı ile onurlandırılmıştı. Ama İngiltere’nin bu hayali uzun
sürmemiş, Muhsin Yazıcıoğlu bana göre failleri belli olan bir helikopter kazası
ile öldürülmüştür. Umarım aynı kaderi Abdullah Gül’de yaşamaz.
Sonuç olarak RECEP TAYYİP ERDOĞAN TÜRKİYE CUMHURİYETİNİN 12.CUMHURBAŞKANI
OLAMAYACAKTIR.
Çünkü Türkiye Cumhuriyeti Siyasi tarihine bakıldığında
görüleceği üzere Erdoğan 10 yıllık kullanım süresini çoktan doldurmuştur. Üstelik
diğerlerinin aksine bu 10 yılda ki başarıyı kendi başarısı olarak görmüş, ona
bu koltuğu verenlere karşı ihanette bulunmuştur. Ama unuttuğu bir şey vardır ki
siyaset bir oyun sahnesidir. Bugün başrolü oynayanlar, yarın figüranlık rolünü
bile oynayamazlar. İlk genel seçimlerde Başbakan Numan KURTULMUŞ’tur,12.Cumhurbaşkanı’da
ABDULLAH GÜL olacaktır. Bunu söylemek benim için çok acı ama biliniz ki, gelen
gideni aratacaktır.
Güle, Güle ERDOĞAN… TARİH SENİ AF ETMEYECEKTİR.
*Yazıda paylaştığım düşüncelerim kesinlikle niyet okuma
değildir. Son gelişmelerle birlikte Türk Siyasi tarihini inceleme zahmetini
gösterirseniz benimle aynı sonuca varacak, biz bu filmi kaç kere daha görmüştük
diyeceksiniz.

ağzınıza sağlık.. tüm gerçekleri satırlara dökmüşsünüz..
YanıtlaSil