18.MAYIS.2012 Tarihinde 3.YARGI REFORMUNUN GENEL AF'FA DÖNÜŞECEĞİNİ YAZMIŞTIM.ŞİMDİ MAHKEMELERE BU AMAÇLA DİLEKÇELER YAĞIYOR.ALTTA BU DİLEKÇELERDEN BİRİNİN ÖRNEĞİNİ SUNUYORUM.NEDENLERİ ÇOK NET OLARAK ANLATILMIŞ..
XXXX XX. ASLİYE CEZA MAHKEMESİ’NE
Dosya No:2006/XXX E
2008/XXX K.
TALEPTE BULUNAN :XXXXX XXXXX TC Nu:XXXXXXXXXXX
VEKİLİ :Av.XXXXX XXXXXXXX
Adres
antette
KONU : Anayasaya
Aykırılık İtirazı.
AYKIRILIK BAŞVURUSUNUN
KONUSU :05.07.2012
günlü, 28344 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 02.07.2012 Tarih, 6352 sayılı
“Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik
Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava Ve Cezaların
Ertelenmesi Hakkında Kanun’un “Dava ve Cezaların Ertelenmesi” adlı 1. Geçici Maddesinin
1. maddesinin birinci fıkrasının "... basın ve yayın yoluyla ya da sair düşünce ve kanaat açıklama
yöntemleriyle işlenmiş olup;..." bölümü….
AYKIRI
OLDUĞU BELİRTİLEN
ANAYASA
MADDELERİ : Anayasa'nın 2.
ve 10. maddelerine aykırıdır.
ANAYASAYA
AYKIRILIK
İSTEMİNİN
GEREKÇESİ : 6352 sayılı Yasa'nın 1. Geçici
maddesinin 1. maddesinin birinci fıkrası uyarınca, ilgili kanun maddesinde
öngörülen “31/12/2011 tarihine kadar, basın ve yayın yoluyla ya da sair
düşünce ve kanaat açıklama yöntemleriyle işlenmiş olup; temel şekli
itibarıyla adlî para cezasını ya da üst
sınırı beş yıldan fazla olmayan hapis cezasını gerektiren bir suçtan dolayı”
verilen cezaların infazı ertelenmiştir.
Yasa koyucu , kuşkusuz, Anayasa'nın ve
ceza hukukunun temel ilkelerine bağlı kalmak koşuluyla cezalandırmada güdülen
amacı da gözeterek hangi eylemlerin suç sayılacağını ve bunlara verilecek
cezanın türü ve miktarı ile artırım ve indirim nedenlerini saptayabileceği gibi
kimi suçları işleyenler için "erteleme" adı altında bir düzenleme de
öngörebilir. Ancak böyle bir düzenleme yapılması durumunda, eşitlik ilkesi
gereğince bundan aynı durumda bulunan herkesin eşit olarak yararlandırılmasını
gerektirir. Farklı düzenleme yapılabilmesi ise millî güvenlik, kamu yararı,
kamu düzeni gibi haklı nedenlerden birinin bulunmasına bağlıdır.
Dava konusu düzenlemeyle “basın ve yayın
yoluyla ya da sair düşünce ve kanaat açıklama yöntemleriyle” işlenen suçlar
yönünden erteleme adı altında bir olanak getirilmiş, ancak aynı tür suçların
daha az cezayı gerektiren basın ve yayın yoluyla ya da sair düşünce ve kanaat
açıklama yöntemleriyle işlenmemiş olanları kapsam dışı bırakılmıştır. Aynı tür
suçu işleyenler için farklı uygulama öngören bu düzenlemenin haklı bir nedeni
bulunmadığı açıktır.
Öte yandan, adaletli bir hukuk düzeni
kurup bunu sürdürmekle yükümlü olan hukuk devletinde, yalnız suç ve cezaların
saptanmasında adil ölçülerin gözetilmesiyle yetinilemez; bunların kaldırılması,
değiştirilmesi ya da kimi olanaklar tanınması söz konusu olduğunda da aynı
ölçülerin
esas alınması zorunludur. Aykırılık
iddiasında bulunduğumuz düzenlemeyle
aynı tür suçun daha ağırını erteleme kapsamında alıp, hafif olanını bu
olanakları yararlandırmamanın adil olduğu ileri sürülemez.
Açıklanan nedenlerle aykırılık
iddiasında bulunduğumuz düzenlemenin, Anayasa'nın 2. ve 10. maddelerine aykırı
olduğu düşüncesindeyiz.
AÇIKLAMALAR:
Aykırılık başvurusu yapılan kanunun 1. geçici
maddesindeki 1. maddenin
birinci fıkrasında yer alan ” "... basın ve yayın yoluyla ya da sair düşünce ve kanaat açıklama
yöntemleriyle işlenmiş olup;..." bölümü Anayasa'nın 2’inci ve 10'uncu maddelerine
açıkça aykırıdır.
Sadece ve sadece "... basın ve
yayın yoluyla ya da sair düşünce ve kanaat yoluyla yahut sözlü veya görüntülü yayın
araçlarıyla.." suç işlemiş olan kimselerin temel şekli itibarıyla adlî para cezasını ya
da üst sınırı beş yıldan fazla olmayan hapis cezasını gerektiren
bir suçtan dolayı verilen hapis cezaları ertelenmektedir. Böylece bu
etkin araçlarla suç işleyen kimseler "imtiyazlı" hale getirilmektedirler.
Buna karşılık basit yollarla suç işlemiş olan kimselerin para cezaları dahi
ertelenmemektedir.
Böyle bir uygulamanın, Anayasa’nın hem
2. maddesindeki "adalet anlayışı"na hem de 10. maddesindeki
"kanun önünde eşitlik ilkesine" aykırı olduğu, hiçbir duraksamaya yer
bırakmayacak kadar açıktır.
Nitekim,
Anayasa Mahkemesi'nin birçok kararı da bu yöndedir.
"Anayasanın 10. maddesinde
herkesin, hiç bir ayrım yapılmadan kanun önünde eşit olduğu kabul edilmiştir.
Madde metninden de açıkça anlaşılacağı üzere, yasaların uygulanmasında dil,
ırk, renk, cinsiyet, siyasi, düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri
sebeplerle bir ayırım yapılamayacak, yasalar herkese eşitlikle uygulanacaktır.”(Any.
Mah. T:28.04.1983,E.1981/13,K.198318)
"Anayasa'nın "Kanun önünde
eşitlik" başlıklı 10. maddesinin birinci fıkrasının öngördüğü,. ayrım
gözetilmeksizin yasa önünde eşitlik, bu maddenin ikinci ve üçüncü fıkrasıyla
birlikte ele alınmalıdır. Bu maddeyle, yasaların uygulanmasında, dil, ırk,
renk, cinsiyet, siyasal düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri
nedenlerle ayrım gözetilmesi mutlak olarak yasaklanmıştır.”
Anayasa'nın 10. maddesi, ayrıcalıklı
kişi ya da topluluklar oluşmasına olanak tanıyan bir eşitsizliğe yol açacak
düzenlemeler yapılmasını önlemeyi öngörmektedir. Aynı durumda olanlara ayrı
kurallar uygulanamayacağı gibi ayrı durumda olanlara da aynı kurallar
uygulanamaz." (Any. Mah. T:19.12.1989, K. 1989149, E.1989/14).
"Yasaların uygulanmasında dil, ırk,
renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ayrılığı gözetilmesi
ve bu nedenlerle eşitsizliğe yol açılması Anayasa katında geçerli görülemez. Bu
mutlak yasak, birbirinin aynı durumda olanlara ayrı kuralların uygulanmasını ve
ayrıcalıklı kişi ve toplulukların yaratılmasını engellemektedir... Aynı durumda
olanlar için ayrı düzenleme aykırılık oluşturur.Başka bir anlatımla, kişisel
nitelikleri ve durumları özdeş olanlar arasında, yasalara konulan kurallarla
değişik uygulamalar yapılamaz" (Any. Mah., T:02.05.1991, K.1991/11,
E.1990/28).
Nitekim
Anayasa Mahkemesi, Türk Ceza Kanunu'nun 146. maddesine giren suçları
"şartlı tahliye"nin kapsamı dışında tutan 12.04.1991 tarih ve 3713
sayılı Terör Mücadele
Kanunu'nun
Geçici 4. maddesinin birinci fıkrası (a) ve (b) bentlerine karşı itiraz yoluyla
açılan davayı yerinde bularak şöyle demiştir:
"Suçlu, topluma
uyum zorlukları gösteren ve uyumsuzluğunu suç işlemekle açığa vuran kimsedir.
Cezanın caydırıcılığı ve suçlunun toplumla uyum sağlayabilmesi, başka bir deyişle topluma yeniden
kazandırılması ceza politikasının temel ilkesini oluşturur. Toplumun suça
verdiği önem ve suçun ağırlığı, cezanın farklılaştırılmasına ya da
ağırlaştırılmasına esas olur. Bu husus, devletin cezalandırma politikasına
uygun olarak yasa koyucunun bu konudaki değerlendirmesine ve takdirine göre
belirlenir.
Ancak,
cezanın infazı, işlenen suçun türüne bağlı olmaksızın, suçlunun topluma uyum
sağlamasını ve topluma yeniden kazandırılmasını amaçlar.
Bu
amacın gerçekleştirilebilmesi, suça bağlı kalmadan ayrı bir programın
uygulanmasını gerektirir. Tüm çabalar, suçlunun uyumsuzluğuna neden olan
psikolojik, çevresel, sosyal ve kişisel etkenlerin belirli bir infaz programı
içinde giderilerek, suça yeniden yönelmesini önlemektedir. Bu program, suça
göre değil, suçlunun infaz süresince gösterdiği davranışlarına ve gözlenen iyi durumuna
göre düzenlenecektir. Bu da infazın, mahkumların işledikleri suçlara göre bir
ayrıma gidilmeden, aynı esaslara ve belirli bir programa göre yapılmasını ve
sonuçlarının gözlenmesini gerektirir. Aynı miktar cezayı alan iki hükümlüden
birinin, sırf suçunun türü nedeniyle daha uzun süre ceza çektikten sonra şartla
salıverilmesi, cezaların farklı çektirilmesi sonucunu doğurur ve bu iki mahkum
arasında eşitsizliğe neden olur.
Böylece,
infaz yönünden eşit ve aynı durumda bulunan mahkumlar arasında şartlı salıverme
bakımından ayrı uygulama, Anayasa'nın 10. maddesinde öngörülen yasa önünde
eşitlik ilkesine uygun düşmemekte ve bu ayrılığın haklı bir nedeni de
bulunmamaktadır.
12.4.1999 günlü, 3713 sayılı
"Terörle Mücadele Kanunu"nun:
Geçici 4. maddesinin birinci fıkrasının
(a) bendini Anayasa'ya aykırı olduğuna ve iptaline,
... Geçici 4. maddesinin birinci
fıkrasının (b) bendinde geçen Türk Ceza Kanunu'nun "...146 (son fıkra
hariç)..." hükmünün iptaline..."
(Any. Mah. T: 19.07.1991 K: 1991/22,E.1991/15) karar vermiştir.
Somut olayımızda 02.07.2012 tarih ve 6352
sayılı Kanun'un dava konusu olan hükmü, Anayasa'nın 10. maddesini Terörle
Mücadele Kanunu'nun iptal edilen hükmüne nispetle çok daha ağır biçimde ihlal
etmiştir. Çünkü Terörle Mücadele Kanunu, "hafif suçları" şartlı
tahliyenin kapsamına alıp, "ağır suçları" şartlı tahliyenin dışında
tutmuştu.
6352 sayılı Kanun ise aynı nitelikteki
suçlardan hafif olanlarını ertelemenin dışında tutup daha ağır suçları ertelemenin
kapsamına almıştır.
Gerçekten bir suçun basın yoluyla veya
iletişim araçlarıyla işlenmesi, hem uluslararası hukuk kurallarına göre hem de
Tük Ceza Kanunu'na göre daha ağır cezayı gerektirmektedir.
Nitekim Türk Ceza Kanununun 299.
maddesinin birinci fıkrasına göre:
“Cumhurbaşkanına
hakaret eden kişi, bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”
Aynı (299.) maddenin son fıkrasına göre
ise,
“Suçun alenen işlenmesi hâlinde,
verilecek ceza altıda biri oranında artırılır.”
6352 sayılı Kanun'un dava konusu hükmüne
göre, Türk Ceza Kanunu'nun 299. maddesinin birinci fıkrasından hüküm giyenler
ertelemeden istifade edemeyecekler, buna karşılık aynı (299.) maddenin son
fıkrası gereğince daha ağır hüküm giyenler ertelemeden istifade edebileceklerdir.
Keza Türk Ceza Kanunu'nun 319.
maddesinin birinci fıkrasına göre:
(1) Askerleri veya askeri idareye bağlı
olarak görev yapan diğer kişileri kanunlara karşı itaatsizliğe veya yeminlerini
bozmaya veya askeri disiplini veya askerlik hizmetine ilişkin görevlerini
ihlale yönelten ve tahrik edenler ile kanunlara, yeminlere veya disiplin veya
diğer görevlere aykırı hareketleri askerler önünde öven veya iyi gördüğünü
söyleyen kimselere, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir
Anılan (319.) maddenin ikinci fıkrasına
göre ise:
(2) Fiil, aleni olarak işlenmişse iki
yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir.
6352 sayılı Kanun'un dava konusu hükmüne
göre, Türk Ceza Kanunu'nun 319. maddesinin birinci fıkrasından (üç yıla kadar hapse) mahkum olanlar ertelemeden asla
yararlanamayacaklar, ama aynı maddenin ikinci fıkrası gereğince (beş yıla kadar
hapse) mahkum olanlar ertelemeden mutlak surette istifa edeceklerdir.
Bu tür örnekleri artırmak mümkündür.
Bir
kimsenin sırf basın, radyo veya televizyonla işlendiğinden dolayı her bir suçu
için hükmedilip de beş yılı aşmayan
bütün hapis cezaları ertelenirken diğer
kimselerin veya aynı kimsenin, çok daha hafif olan cezasının ertelenmemesi,
yani ağır suçlular tahliye edilirken, nispi olarak (hukuken ve hükmen) hafif
suçluların cezaevlerinde tutulmaları, buna gerekçe olarak da hafif suçların
basın, radyo veya televizyonla işlenmemiş olmasının gösterilmesi hiç şüphesiz
ki telafisi imkansız zararlar doğuracaktır. zira böyle bir ayrımı haklı kılacak
hiç bir sebep yoktur.
Çünkü erteleme cezanın infazı ile ilgili
bir uygulamadır. Anayasa Mahkemesi'nin birçok kararında belirtildiği gibi:
"Mahkumiyetten
sonra hükümlünün suça bağı kesilir, onun hukuki statüsü artık
"hükümlü"dür. Hükümlülerin de "şartlı tahliye",
"şartlı salıverme" ve "erteleme" gibi infaz imkanlarından
eşit olarak yararlanmaları gerekir, farklı uygulama eşitlik prensibine aykırı
olur."
4- Açıklanan nedenlerle
ilgili maddenin Anayasa’ya aykırılığı konusunda karar verilmek üzere dosyanın
Anayasa Mahkemesi’ne gönderilmesini istemekteyiz.
HUKUKİ NEDENLER : 2709 S.K. m. 152
İSTEM VE SONUÇ : Mahkemenizce
dosyanın Anayasa’ya aykırılık iddiasının incelenmesi için Anayasa Mahkemesi’ne
gönderilmesine, müvekkilim hakkında verilmiş olan cezanın infazının yüksek
mahkemenin incelemesinin sonuna kadar geri bırakılmasına karar verilmesini
talep ederiz. 30.07.2012
SANIK
VEKİLİ
Av. XXXXX XXXXXXX
5 Temmuz
2012 PERŞEMBE
Resmî Gazete
Sayı : 28344
KANUN
YARGI HİZMETLERİNİN ETKİNLEŞTİRİLMESİ AMACIYLA BAZI KANUNLARDA
DEĞİŞİKLİK YAPILMASI VE BASIN YAYIN
YOLUYLA İŞLENEN SUÇLARA İLİŞKİN DAVA VE CEZALARIN ERTELENMESİ
HAKKINDA KANUN
Kanun No.
6352
Dava ve cezaların ertelenmesi
GEÇİCİ MADDE 1 – (1) 31/12/2011 tarihine kadar, basın ve
yayın yoluyla ya da sair düşünce ve kanaat açıklama yöntemleriyle
işlenmiş olup; temel şekli itibarıyla adlî para cezasını ya
da üst sınırı beş yıldan fazla olmayan hapis cezasını gerektiren
bir suçtan dolayı;
a) Soruşturma evresinde, 4/12/2004 tarihli ve 5271
sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 171 inci maddesindeki şartlar
aranmaksızın kamu davasının açılmasının ertelenmesine,
b) Kovuşturma evresinde, kovuşturmanın ertelenmesine,
c) Kesinleşmiş olan mahkûmiyet hükmünün infazının ertelenmesine,
karar verilir.
(2) Hakkında kamu davasının açılmasının veya kovuşturmanın ertelenmesi
kararı verilen kişinin, erteleme kararının verildiği tarihten
itibaren üç yıl içinde birinci fıkra kapsamına giren yeni bir
suç işlememesi hâlinde, kovuşturmaya yer olmadığı veya düşme
kararı verilir. Bu süre zarfında birinci fıkra kapsamına giren yeni bir
suç işlenmesi hâlinde, bu suçtan dolayı kesinleşmiş hükümle
cezaya mahkûm olunduğu takdirde, ertelenen soruşturma veya kovuşturmaya devam
olunur.
(3) Mahkûmiyet hükmünün infazı ertelenen kişi hakkında bu mahkûmiyete
bağlı olarak herhangi bir hak yoksunluğu doğmaz. Ancak bu kişinin,
erteleme kararının verildiği tarihten itibaren üç yıl içinde birinci
fıkra kapsamına giren yeni bir suç işlemesi hâlinde, bu suçtan
dolayı kesinleşmiş hükümle cezaya mahkûm olunduğu takdirde, ertelenen
mahkûmiyet hükmüne bağlı hukuki sonuçlar kişi üzerinde doğar ve ceza
infaz olunur.
(4) Bu madde hükümlerine göre cezanın infazının ertelenmesi hâlinde
erteleme süresince ceza zamanaşımı durur; kamu davasının açılmasının veya
kovuşturmanın ertelenmesi hâlinde, erteleme süresince dava zamanaşımı ve
dava süreleri durur.
(5) Birinci fıkra kapsamına giren suçlardan dolayı hükmün
açıklanmasının geri bırakılması kararının verilmiş olması hâlinde
dahi, bu madde hükümleri uygulanır.
(6) Birinci fıkra kapsamına giren suçlardan
dolayı verilmiş mahkûmiyet hükmünün infazının tamamlanmış olması
hâlinde bu mahkûmiyet hükmüne bağlı yasaklanmış hakların 25/5/2005 tarihli
ve 5352 sayılı Adlî Sicil Kanununun 13/A maddesindeki şartlar
aranmaksızın geri verilmesine karar verilir.
(7) Bu madde hükümlerine göre verilen kamu davasının açılmasının,
kovuşturmanın veya cezanın infazının ertelenmesi
kararları adlî sicilde bunlara mahsus bir sisteme kaydedilir. Bu
kayıtlar, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak
Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından istenmesi hâlinde, bu maddede
belirtilen amaç için kullanılabilir.
(8) Bu madde hükümlerine göre kamu davasının açılmasının, kovuşturmanın
veya cezanın infazının ertelenmesi kararlarının verildiği hâllerde, bu
suçlar 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun
erteleme ve tekerrüre ilişkin hükümlerinin uygulanmasında göz önünde
bulundurulmaz.

Çıksın birşey olmaz , Tekrar suç işlerse yine girer içeri..
YanıtlaSilBurada bir latife yaptığınıza inanmak istiyorum.Çünkü böyle bir fikir beyanı ancak şaka olabilir.
YanıtlaSilyeni anayasa niçin yapılıyor?demek ki eski anayasa iyi değil...eski anayasa iyi değilse,onun koyduğu sistem de iyi değildir ..herşeyinsilbaştan olacağı bir anayasayla ...evet,genel af da çıkmalı..ve ben de bunu hep söylüyorum,genel af da yetmez,genel temizlik,beyaz sayfa..yeni yaşamlar yeni başlangıçlar için sicil ve sabıka affı da şart olmuştur...
YanıtlaSilSADECE BASIN YOLUYLA İŞLENMİŞ SUÇLARA VERİLMESİ BENDE DEGİŞİK DÜŞÜNÇELERE SEBEP OLDU MEVCUT HÜKÜMETİMİZ BAZI KİŞİLERE KARŞI GÜNAH MI ÇIKARTIYOR DİYE... AYRIM YAPILMAKSIZIN BÜTÜN MAHKUMLARA UYGULANMASI GEREKİRDİ. GEÇ BİLE KALINDI BU DİLEKÇELERİN VERİLMESİ.SONUÇTA BU AF DEGİL Kİ CEZANIN ERTELENMESİ SUÇ İŞLENDİGİ TAKDİRDE YİNE AYNI CEZANI YAKIYOR. YANİ YATIYORSUN..İNSANLARA Bİ ŞANS VERMİŞ OLUYORSUN. BENCE BÜÜTN MAHKUMLAR YARARLANMASI GERKİRDİ BU YASADAN..
YanıtlaSil