Deniz Feneri soruşturmasını yürüten savcılarımızın başlarına gelenleri, hepimiz basından ibretle izliyoruz.
Bu soruşturmadan el çektirilen savcılarımız hakkında, ilk önce, Adalet Bakanlığınca inceleme başlatılmış ve daha sonra da bu savcılarımız hakkında kovuşturma yapılmasına izin verilmiştir.
HSYK' nın yapısının değiştirilerek üye sayılarının artırılmasından önceki eski dönemde, Yüksek Mahkemelerden seçilen üyelerin ağırlıklı olduğu daha az sayıdaki üyeden oluşan kurulda, aşağı yukarı her konuda, Adalet Bakanı ve müsteşarından kaynaklanan bir anlaşmazlık çıktığı ve kurulun çalışıp karar alamadığı belleklerimizden çıkmış değildir.
Şimdi bakıyoruz, kurul, üye sayısı itibariyle daha da genişlediği halde, Allah nazarlardan saklasın, Adalet Bakanı ve Bakanlık bürokrasisinden gelen üyelerle takviye edilen kurul, büyük bir uyum içinde görev yapıyor ve kurul üyeleri arasında hiçbir konuda bir anlaşmazlık çıkmıyor. Kardeş, kardeş uyum içinde çalışıp karar alıyorlar.
Nedendir acaba?
Benim değerlendirmeme göre, Adalet Bakanı ve bakanlık bürokrasisinin kuruldaki etkinliğinin artmış ve üye seçiminde Bakanlığın tercihlerinin karşılanmış olması, bu uyumda büyük rol oynamıştır.
Yanlış anlaşılmasın, hukuka aykırı olmayan kararların alınmasında kurulun uyum içinde çalışması beni de memnun eder. Ancak, bu uyumun, hukuka aykırı kararlarda beni korkuttuğunu ifade etmek istiyorum.
Gelelim asıl konumuz olan, deniz Feneri Savcıları hakkında verilen kovuşturma iznine.
Bizim değerlendirmelerimize göre, Deniz Feneri soruşturmasının görevden alınan üç savcısı hakkında verilen kovuşturma izni yasal değildir. Amaç, doğrudan, bu savcılarımız üzerinden, tüm savcılarımıza göz dağı vererek, AKP iktidarının hoşlanmadığı konularda soruşturma yapan ve bundan sonra da yapacak olan savcılarımızı sindirmek ve görev yapamaz hale getirmektir.
Basında çıkan haberlerden edindiğimiz bilgilere göre, Deniz Feneri soruşturması evresinde, savcıların talebi doğrultusunda, mahkeme tarafından, şüphelilerin mal varlıklarına ve şirketlerdeki ortaklık paylarına tedbir konulmasına karar verildiğinden, şüphelilerin şirketlerdeki ortaklık paylarına tedbir konulmasına ilişkin iş bu kararla aynı anlama geldiği ve aynı hukuki sonuçları doğuracağı için, bu kişilerin ortağı bulundukları şirketlerin varlık ve değerlerine de tedbir konulması talebini, fazladan, gereksiz ve mükerrer bir talep olarak değerlendiren mahkeme, şüphelilerin ortağı oldukları şirketlerin varlık ve değerlerine el konulması talebinin reddine karar vermiş ve iddiaya göre, Deniz Feneri savcıları bu ret kararını gizleyerek sahtecilik suçunu işlemişlerdir.
Deniz Feneri soruşturmasını yürüten savcılara yüklenen sahtecilik suçunu işledikleri iddiası; yasalara, hukuka ve tedbir talebini inceleyen mahkemenin, şüphelilerin ortağı oldukları şirketlerin varlık ve değerlerine el konulması talebinin reddine yönelik kararının amacına ve gerekçesine açıkça aykırıdır.
Mahkemenin,şüphelilerin şirketlerdeki ortaklık paylarına tedbir koyan kararıyla, doğurduğu hukuki sonuç itibariyle, mahkeme tarafından reddedilen, şüphelilerin ortağı oldukları şirketlerin mal varlığına tedbir konulması talebi de karşılanmakta ve bu karar, hukuken, şüphelilerin ortağı oldukları şirketlerin mal varlığına tedbir konulmasına karar verilmiş gibi bir hukuki sonucu zaten doğurmaktadır.
Bu itibarla, savcılara isnat edilen ve sahtecilik olarak değerlendirilerek haklarında kovuşturma izni çıkan eylem; kabul edilen tedbir talebinin doğuracağı hukuki sonuçtan başka ve ek hukuki sonuçlar doğurmaya elverişli bir eylem olmadığı için, savcılara atılı bulunan eylemde, sahtecilik suçunun oluşması için aranan, hukuki sonuç doğurma koşulu gerçekleşmemiş olup, eylemin maddi vakıa olarak sübut bulması halinde dahi, ortada sahtecilik suçu mevcut değildir.
Aslında, bütün mesele, tedbir talebini inceleyen mahkemenin, kişilerin şirketlerdeki ortaklık paylarına tedbir konulması talebine ilaveten, ayrıca, gereksiz ve fazladan yapılan, kişilerin ortağı oldukları şirketlerin varlık ve değerlerine el konulmasınına ilişkin talebin reddedilmesinden kaynaklanmış olup, tedbir talebini inceleyen mahkeme, kişilerin şirketlerdeki ortaklık paylarına tedbir konulmakla, aynı sonucu doğuracak olan ve konusuz kalan, kişilerin ortağı oldukları şirketlerin varlık ve değerlerine el konulması talebini reddetmeyerek, bu konuda ayrıca karar verilmesine yer olmadığına karar verseydi, bu tartışmalar belki de hiç çıkmayacaktı.
İşlerine gelen soruşturma ve davalarda görev yapan savcı ve hakimler hakkında yapılan yüzlerce şikayeti görmezlikten gelen Adalet Bakanı ve HSYK' nın, Deniz Feneri Savcıları hakkında gösterdikleri duyarlılık kimseyi aldatmasın, çok acıdır ki, yapılmak istenen, hukuka saygılı ve görevini yasalara göre düzgün ve tarafsız olarak yapan savcılarımıza göz dağı vermek ve onları sindirerek görev yapamaz hale getirmektir.
Follow @ataturkhaber
" Türkiye Cumhuriyeti'nin üniter ve laik yapısına göz diken tüm unsurlara karşı bunca zahmete ve mihnete değer mi, diyorsanız, Atatürk'ün manevi mirasçısı olarak evet değer, diyorum. Çünkü Türküm ve başka Türkiye yok!"-DR. Necip HABLEMİTOĞLU
Sayfalar
Ben Anamın Paşası....
- Anasının Paşası @ataturkhaber
- ANKARA, Türkiye
- ATATÜRKÇÜ,LAİK BİR İŞ ADAMI.65 YAŞINDA VE 45 YILLIK CHP Lİ.ESKİ BELEDİYE BAŞKANI.CHP KONGRE ÜYESİ,ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ ÜYESİ,KEMALİST..VE HER ŞEYDEN DAHA ÖNEMLİSİ BİR ŞEHİT DEDESİ......
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder