Ben Anamın Paşası....

Fotoğrafım
ANKARA, Türkiye
ATATÜRKÇÜ,LAİK BİR İŞ ADAMI.65 YAŞINDA VE 45 YILLIK CHP Lİ.ESKİ BELEDİYE BAŞKANI.CHP KONGRE ÜYESİ,ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ ÜYESİ,KEMALİST..VE HER ŞEYDEN DAHA ÖNEMLİSİ BİR ŞEHİT DEDESİ......

19 Nisan 2012 Perşembe

Deniz Kılıç'dan Atatürk'e bir mektup- @Elerki_


"Atatürk'e bir mektup'ta  Deniz Kılıç (@Elerki_ )Yazdı.Haydi sende  yaz ve mektubunu ataturkhaber@gmail.com adresine gönder.Burada sizin mektubunuzu da yayınlayalım."




"Merhaba PAŞA’M,

 Ben, yegâne mirasını hediye bıraktığın damarlarındaki asil kanla gurur duyan Türk genciyim. Genç dediysem Paşam, nerede başlar nerede biter bu gençlik, kaş yaşında genç olur bir insan, kaç yaşından sonra ihtiyar, hangi zamanda orta yaştadır? Fotoğraflarına bakıyorum senin, gülen gözlerine, alnındaki çizgilere, ellerine, gülümseyişine, ağzına bakıyorum Paşam, o ağızdan dökülen cümlelere bakıyorum, sen hep gençsin. Fikirleriyle mi genç olur insan? Fikirleri ondan yüz yıl ileride olunca hep genç mi kalır? Galiba böyle… Ben bugün hissettiklerimi, benim bugün yaşadıklarımı, benim bugün duyduklarımı, benim bugün gördüklerimi, benim bugün gülüp bugün ağladıklarımı, sen dünden görebildiysen, gençsin Paşam, hem de çok genç! Ama ben de gencim, içimde senin heyecanın, aklımda senin düşüncelerin, gözlerimde senin gözlerin… Omzumda elin var Paşam, saçımı okşayan senin elin, gözümdeki yaşı silen senin elin, elimi tutup “daha ileri” diyen senin elin. Sen bende yaşıyorsun, sen binlercesinde, milyonlarcasında yaşıyorsun. Sen her gün yeniden doğuyorsun yurdumun dört bir yanında, her gün yeniden doğan insan yaşlanır mı hiç? 


 ATA’m, benim iki babam var; biri fiziken dünyaya gelmeme sebep olan, senin kurduğun şanlı Türk Ordusu’nun bir neferi olarak şerefle yaşamış, bana seni öğreten, tek aydınlığın senin ışığın olduğunu tembihleyen, “yatağın vatan, yorganın bayraktır” diye öğütleyen, varlığıyla her daim gurur duyduğum babam… Bir de sen varsın ATA’m. O’nu anlatmak çok zor, kimi zaman bakışlarında seni gördüğüm, çoklukla sana benzettiğim, yıllar sonrasını bile görebilen, senin milletine güvendiğin gibi bize güvenen, sevgiyle beraber saygıyı da hayatımızın hiçbir aşamasında eksik etmeyen can babam. O’nu da benliğimde yaşatıyorum, ikiniz de bendesiniz. İçimde. Hele seni nasıl anlatayım bilmem ki ATA’m, hangi kelimelerle cümle kurayım sana, kaç paragrafa sığarsın, kaç kâğıt yeter seni anlatmaya… Sen övülmeyi sevmezsin, biliyorum, diyeceğim tek şey sana; fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür olmayı tembihledin ya bize, öyleyim işte ATA’m. Her şeye ve herkese rağmen diyeceğim ama kızarsın, kaşların çatılır diye korkuyorum ATA’m. Korkum bana kızmandan değil, seni anlamadığımı sanıp üzülmenden. Sakın ha üzülme! Sen bütün bunları zaten söylemiştin, olacağını biliyordun… Ve yıllar sonra olacağından emindin ki, bu hitabeti gençliğe karşı yaptın… Ben seni her geçen gün biraz daha fazla anlıyorum. Bütün bunların geçip gideceğini, bir musibetin bin nasihatten yeğ olduğunu biliyorum.


“Ne mutlu Türk’üm diye!” derken, ne anlatmak istediğini biliyorum. Senin bütün ilkelerini biliyorum. İçleri dolu dolu biliyorum hem de. Şimdi bana “biliyordun da bu ülkenin hali ne?” diye sorarsın belki, anlatayım Paşa’m; ülke toprak olarak bölünmese de, millet fikir olarak seni anlayanlar ve seni yanlış anlayanlar arasında bölündü. Bile bile bölündü. Şimdi birbirinden nefret eden iki ayrı satıh var Paşa’m. “Yurtta sulh, cihanda sulh” dedin ya, biz, senin evlatların, senin gençlerin, senin ihtiyarların, yıllardır bu topraklarda cihanda sulhu sağladıysak da yurtta sulhu sağlayamadık Paşa’m. Herkes kendi tarafına çekti seni, herkes senin yolunda olduğunu iddia etti, herkes seni sahiplendi, çocukların mirasını paylaşamadı Paşa’m, sözün özü bu… Oralardan bize bakıp bakıp gülüyorsundur. Şimdi karşıma dikilip “Bana bildiklerimi anlatma çocuk! Yeni bir şeyler söyle!” desen, tek bir cümlem yok kuracak Paşa’m, üzüntüm buna… Hani dedim ya az önce, millet bölündü diye. Dilim varmıyor söylemeye de, bir de seni sevmeyenler var Paşa’m. Senin milletinle el ele vererek kurduğun Cumhuriyet’in bütün nimetlerinden faydalanıp, muasır medeniyet seviyesine seni sevmemekle eriştiğini sananlar var. Ama biliyorum, senin onlara ayıracak vaktin hiç olmadı, bizim de olmamalı. Sen onların karanlığını yermek yerine, ışığınla yürüdün üzerlerine, biz de yürüyoruz, yılmadan yürüyeceğiz.

Paşa’m, biliyor musun, her gece yatağıma girdiğimde önce İstiklal Marşı’nı sonra Gençliğe Hitabe’ni okuyorum içimden, dört kitabın içinden seçtiğim dua gibi tembihliyorum dilime, sonra Rabbime yönelip ülkemi, milletimi, bayrağımı, vatanımı korumak için bize kudret vermesini diliyorum. Kurtuluş Savaşı Destanı’nı okuyorum sık sık, sırtında cephane taşıyan Türk kadınını, ben bugün nefes alabileyim diye dün nefesini feda eden Türk milletini okuyorum. Bizim şartlarımız onlarınkinden daha zor değil.

Dün dedim ki; Atatürk’ü anlamak için anılarını okumak lazım. Senin sofralarını bilmek, etrafında seninle çalışma şerefine nail olmuş, seninle bu yurttan düşmanı kazımış kim varsa, cephede göğüs göğsü savaşan milletimiz, dedelerimiz, ninelerimiz her kim varsa hepsinden seni dinlemek, sizi dinlemek ve anlamak… Sadece seni anlamak da yetmiyor, sen hep milletimle vardım derdin, o günü yaşamış milleti de anlamak lazım. Bu topraklar için kanını akıtmış tüm insanları anlamak, her birinden bir nebze içimizde taşımak lazım. Sen güçlüydün Paşa’m, sen azimli, istikrarlı, kararlıydın. Senin peşinden yürüyenler de, sana inananlar, seninle bu mücadeleye baş koyanlar da öyleydi… Bizim neyimiz eksik Paşa’m? Ne eksildi bu milletten? Ne eksildi de biz millet olmaktan vazgeçip halk oluverdik? Mebuslar beyaz eldivenlerini ne zaman çıkardılar Paşa’m? O kadar anlatmana rağmen, nasıl düştük bu cendereye? Nasıl bozulduk, savaş meydanlarında can siperane kazanılan bu topraklar, masa başında nasıl titremeye başladı böyle? Vatan titriyor, elinde beyaz mendili sallayanların peşinde halk horon tepiyor, vatan titriyor Paşa’m. Şikâyet etmiyorum, yanlış anlama haddim değil bu sadece dertleşiyorum seninle. Dert çok Ata’m, dert çok Paşa’m ama biz de çokuz…

Paşa’m, sana diyeceğim çoktur aslında ama çoğunu demeye de niyetim yoktur. Kelime bilmediğimden, dilim dönmediğinden değil, senin hepsini zaten bildiğinden… Velhasıl kelam Paşa’m, seninle aynı yerden bakmak değil senin baktığın yere bakmayı düstur edinmişim; seni canıma can, canıma yar bellemişim, özüme öz, sözüme söz bellemişim. Vatanımı, Bayrağımı, Cumhuriyetimi, senin ilkelerini yüreğime köz eylemişim. Ben sana bu satırları yazan milyonlarca Mustafa Kemal’den biriyim Paşa’m, bizde bu köz olduktan sonra, yaktığın ateş sönmez. Bu topraklarda bir tane hain doğsa da, binlerce Mustafa Kemal her gün yeniden doğar. İzin bitti bize Paşa’m, sen rahat uyu, hitap ettiğin Türk Gençliği olarak İZİN’DEYİZ!"

  

 Deniz Kılıç Yazdı...  @Elerki_

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder