"Atatürk'e bir mektup'ta Deniz Kılıç (@Elerki_ )Yazdı.Haydi sende #AtaturkeBirMektup yaz ve mektubunu ataturkhaber@gmail.com adresine gönder.Burada sizin mektubunuzu da yayınlayalım."
"Merhaba PAŞA’M,
Ben, yegâne mirasını hediye bıraktığın damarlarındaki asil kanla
gurur duyan Türk genciyim. Genç dediysem Paşam, nerede başlar nerede biter bu
gençlik, kaş yaşında genç olur bir insan, kaç yaşından sonra ihtiyar, hangi
zamanda orta yaştadır? Fotoğraflarına bakıyorum senin, gülen gözlerine,
alnındaki çizgilere, ellerine, gülümseyişine, ağzına bakıyorum Paşam, o ağızdan
dökülen cümlelere bakıyorum, sen hep gençsin. Fikirleriyle mi genç olur insan?
Fikirleri ondan yüz yıl ileride olunca hep genç mi kalır? Galiba böyle… Ben
bugün hissettiklerimi, benim bugün yaşadıklarımı, benim bugün duyduklarımı,
benim bugün gördüklerimi, benim bugün gülüp bugün ağladıklarımı, sen dünden
görebildiysen, gençsin Paşam, hem de çok genç! Ama ben de gencim, içimde senin
heyecanın, aklımda senin düşüncelerin, gözlerimde senin gözlerin… Omzumda elin
var Paşam, saçımı okşayan senin elin, gözümdeki yaşı silen senin elin, elimi
tutup “daha ileri” diyen senin elin. Sen bende yaşıyorsun, sen binlercesinde,
milyonlarcasında yaşıyorsun. Sen her gün yeniden doğuyorsun yurdumun dört bir
yanında, her gün yeniden doğan insan yaşlanır mı hiç?
ATA’m, benim iki babam var;
biri fiziken dünyaya gelmeme sebep olan, senin kurduğun şanlı Türk Ordusu’nun
bir neferi olarak şerefle yaşamış, bana seni öğreten, tek aydınlığın senin
ışığın olduğunu tembihleyen, “yatağın vatan, yorganın bayraktır” diye
öğütleyen, varlığıyla her daim gurur duyduğum babam… Bir de sen varsın ATA’m.
O’nu anlatmak çok zor, kimi zaman bakışlarında seni gördüğüm, çoklukla sana
benzettiğim, yıllar sonrasını bile görebilen, senin milletine güvendiğin gibi
bize güvenen, sevgiyle beraber saygıyı da hayatımızın hiçbir aşamasında eksik
etmeyen can babam. O’nu da benliğimde yaşatıyorum, ikiniz de bendesiniz.
İçimde. Hele seni nasıl anlatayım bilmem ki ATA’m, hangi kelimelerle cümle
kurayım sana, kaç paragrafa sığarsın, kaç kâğıt yeter seni anlatmaya… Sen
övülmeyi sevmezsin, biliyorum, diyeceğim tek şey sana; fikri hür, vicdanı hür,
irfanı hür olmayı tembihledin ya bize, öyleyim işte ATA’m. Her şeye ve herkese
rağmen diyeceğim ama kızarsın, kaşların çatılır diye korkuyorum ATA’m. Korkum
bana kızmandan değil, seni anlamadığımı sanıp üzülmenden. Sakın ha üzülme! Sen
bütün bunları zaten söylemiştin, olacağını biliyordun… Ve yıllar sonra
olacağından emindin ki, bu hitabeti gençliğe karşı yaptın… Ben seni her geçen
gün biraz daha fazla anlıyorum. Bütün bunların geçip gideceğini, bir musibetin
bin nasihatten yeğ olduğunu biliyorum.
“Ne mutlu Türk’üm diye!” derken, ne
anlatmak istediğini biliyorum. Senin bütün ilkelerini biliyorum. İçleri dolu
dolu biliyorum hem de. Şimdi bana “biliyordun da bu ülkenin hali ne?” diye
sorarsın belki, anlatayım Paşa’m; ülke toprak olarak bölünmese de, millet fikir
olarak seni anlayanlar ve seni yanlış anlayanlar arasında bölündü. Bile bile
bölündü. Şimdi birbirinden nefret eden iki ayrı satıh var Paşa’m. “Yurtta sulh,
cihanda sulh” dedin ya, biz, senin evlatların, senin gençlerin, senin
ihtiyarların, yıllardır bu topraklarda cihanda sulhu sağladıysak da yurtta
sulhu sağlayamadık Paşa’m. Herkes kendi tarafına çekti seni, herkes senin
yolunda olduğunu iddia etti, herkes seni sahiplendi, çocukların mirasını
paylaşamadı Paşa’m, sözün özü bu… Oralardan bize bakıp bakıp gülüyorsundur.
Şimdi karşıma dikilip “Bana bildiklerimi anlatma çocuk! Yeni bir şeyler söyle!”
desen, tek bir cümlem yok kuracak Paşa’m, üzüntüm buna… Hani dedim ya az önce, millet
bölündü diye. Dilim varmıyor söylemeye de, bir de seni sevmeyenler var Paşa’m.
Senin milletinle el ele vererek kurduğun Cumhuriyet’in bütün nimetlerinden
faydalanıp, muasır medeniyet seviyesine seni sevmemekle eriştiğini sananlar
var. Ama biliyorum, senin onlara ayıracak vaktin hiç olmadı, bizim de olmamalı.
Sen onların karanlığını yermek yerine, ışığınla yürüdün üzerlerine, biz de
yürüyoruz, yılmadan yürüyeceğiz.
Paşa’m, biliyor musun, her gece yatağıma girdiğimde önce İstiklal
Marşı’nı sonra Gençliğe Hitabe’ni okuyorum içimden, dört kitabın içinden
seçtiğim dua gibi tembihliyorum dilime, sonra Rabbime yönelip ülkemi,
milletimi, bayrağımı, vatanımı korumak için bize kudret vermesini diliyorum. Kurtuluş
Savaşı Destanı’nı okuyorum sık sık, sırtında cephane taşıyan Türk kadınını, ben
bugün nefes alabileyim diye dün nefesini feda eden Türk milletini okuyorum.
Bizim şartlarımız onlarınkinden daha zor değil.
Dün dedim ki; Atatürk’ü anlamak için anılarını okumak lazım. Senin
sofralarını bilmek, etrafında seninle çalışma şerefine nail olmuş, seninle bu
yurttan düşmanı kazımış kim varsa, cephede göğüs göğsü savaşan milletimiz,
dedelerimiz, ninelerimiz her kim varsa hepsinden seni dinlemek, sizi dinlemek
ve anlamak… Sadece seni anlamak da yetmiyor, sen hep milletimle vardım derdin,
o günü yaşamış milleti de anlamak lazım. Bu topraklar için kanını akıtmış tüm
insanları anlamak, her birinden bir nebze içimizde taşımak lazım. Sen güçlüydün
Paşa’m, sen azimli, istikrarlı, kararlıydın. Senin peşinden yürüyenler de, sana
inananlar, seninle bu mücadeleye baş koyanlar da öyleydi… Bizim neyimiz eksik
Paşa’m? Ne eksildi bu milletten? Ne eksildi de biz millet olmaktan vazgeçip
halk oluverdik? Mebuslar beyaz eldivenlerini ne zaman çıkardılar Paşa’m? O
kadar anlatmana rağmen, nasıl düştük bu cendereye? Nasıl bozulduk, savaş
meydanlarında can siperane kazanılan bu topraklar, masa başında nasıl titremeye
başladı böyle? Vatan titriyor, elinde beyaz mendili sallayanların peşinde halk
horon tepiyor, vatan titriyor Paşa’m. Şikâyet etmiyorum, yanlış anlama haddim
değil bu sadece dertleşiyorum seninle. Dert çok Ata’m, dert çok Paşa’m ama biz
de çokuz…
Paşa’m, sana diyeceğim çoktur aslında ama çoğunu demeye de niyetim
yoktur. Kelime bilmediğimden, dilim dönmediğinden değil, senin hepsini zaten
bildiğinden… Velhasıl kelam Paşa’m, seninle aynı yerden bakmak değil senin
baktığın yere bakmayı düstur edinmişim; seni canıma can, canıma yar bellemişim,
özüme öz, sözüme söz bellemişim. Vatanımı, Bayrağımı, Cumhuriyetimi, senin
ilkelerini yüreğime köz eylemişim. Ben sana bu satırları yazan milyonlarca
Mustafa Kemal’den biriyim Paşa’m, bizde bu köz olduktan sonra, yaktığın ateş
sönmez. Bu topraklarda bir tane hain doğsa da, binlerce Mustafa Kemal her gün
yeniden doğar. İzin bitti bize Paşa’m, sen rahat uyu, hitap ettiğin Türk
Gençliği olarak İZİN’DEYİZ!"

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder