23 MAYIS 2011 MİLLİGAZETE BAKIN NASIL BİR HABER VERMİŞ
Her gördüğümüzde, 28 Şubat sürecinde yaşanan demokrasi cinayetlerinin acılarını tüm hücrelerimizde hissettiğimiz Süleyman Demirel'i millet olarak hafızamızdan silmek üzereydik ki, 12 Haziran'ın seçim arifesinde, asla "gaptırmadığı şapgasıyla" yeniden bir siyasi figür olarak çıkıverdi karşımıza.
Demirel, önce CHP ve MHP içinde kendisine yakın çok sayıda ismin bulunduğu iddiasıyla gündemi meşgul etti. Ardından da Başbakan Erdoğan, ismini miting meydanlarında diline dolayıp, "CHP'nin akıl hocası, yeni milli şefi" ilan ediverdi. Her konuşmasında Demirel'den alıntılar yapıyor Sayın Başbakan. Ardından da "Otur oturduğun yerde" diye çıkışmayı ihmal etmiyor.
Oysa ki Başbakan Erdoğan, Demirel'in akıl hocalığına Kılıçdaroğlu'ndan çok daha önce başvurmuştu. Erdoğan'ın başdanışmanı ve şimdi Ankara milletvekili adayı Yalçın Akdoğan'ın, "Tarihe Düşülen Notlar"isimli kitabında da yazdığı gibi, Erdoğan 30 Aralık 2004'te Demirel'i Güniz Sokak'taki evinde ziyaret etmişti. Ayağı kırık olan Demirel, Sağlık Bakanı ve Milli Savunma Bakanı'nın da olduğu ziyarette, Erdoğan'a tavsiyelerde bulunmuş, "Hükümetçilik zordur, Allah yardım etsin" demişti.
Bu bilgi zaten medyada teferruatıyla yer aldı. Ziyaret için, "Ayağı kırık eski bir siyasetçiye geçmiş olsun ziyareti, bunda büyütülecek ne var?" diyenler çıktı. Ancak bu ziyaret Erdoğan'ın Demirel'i ilk ziyareti değildi. Bir başka ziyaret daha var ki, bu ilk ziyaret ikincisinden hem zamanlama hem de içerik açısından son derece anlamlı.
Tarih 18 Kasım 2002. AKP'nin birinci parti olarak çıktığı 3 Kasım seçimlerinden 15 gün sonrası. Erdoğan'ın siyasi yasağı nedeniyle "Muhtar dahi olamadığı" günler. Başbakan Abdullah Gül'ün yeni kabine listesini Cumhurbaşkanı Sezer'e götürdüğü saatlerde Erdoğan da "bir paket de çikolata" alarak Kuleli Sokak'taki çalışma ofisinde Demirel'i ziyaret etti. Yeni Şafak'ta yayınlanan habere göre, Demirel'in engin devlet tecrübesinden yararlanmak için ziyarette bulunduğunu kaydeden Erdoğan, "Türkiye kritik bir dönemden geçiyor, özellikle içte. Bu konudaki deneyimlerinden istifade edelim istedik" dedi. Ziyaret, 4 Kasım'da Demirel'in Erdoğan'ı tebrik etmek için telefonla aradığı gün planlanmıştı.
'İstikrar kudrettir'
Hürriyet'te yayınlanan habere göre ise ziyarette Demirel 4 altın tavsiyede bulundu Erdoğan'a.
"İstikrar kudrettir: Bu seçim istikrar çıkarmalıydı. İstikrar çıkarmıştır. İki partili bir parlamento, Türkiye'nin uzun zamandır arzu ettiği bir iştir. Bunu, Türkiye'nin sorunlarını çözmede iyi kullanın.
İyimser hava: Şu anda bütün ülkeye yayılmış çok iyimser hava var. Bunun meydana getirdiği kudreti hiç kimse hesaplayamaz. Müthiş bir kudrettir ve sizin işinizi kolaylaştırır. Bunu ülke sorunlarını çözmede kullanın.
Devlet laçkalaştı: Devlette, demokratik otorite meydana gelmiştir. Bu demokratik otorite ile devlet yeniden daha iyi işleyen bir devlet haline gelmek, getirilmek mecburiyetindedir. Büyük güç zor korunur: Parlamentoda büyük bir gücünüz var. Bu gücü muhafaza etmeniz lazım."
Sayın Başbakan, bu görüşmeleri unutmuş olabilir ama gazete sayfalarına yazılanlar da tarihe düşülen notlar gibi silinmiyor.
Erbakan'a vefa oylar Saadet'e
Seçim çalışmalarını yürüten Saadet'li dostlar son derece ümitli. "Gittiğimiz her yerde, vatandaşlarla sohbetimizde, anlattıklarımız büyük kabul görüyor. Türkiye'de farklı bir rüzgar esmeye başlamış" diyorlar. Milli Görüş Lideri Merhum Necmettin Erbakan'ın vefatı sonrası "hakkı teslim etme" kabilinden yazılanlar, söylenenlerin, Saadet Partisi'ne ilgiyi arttırdığı gözleniyor. Saadet camiasında özellikle eski Milli Görüşçülerin Erbakan'a vefa adına bu kez oyunu Saadet'e vereceği beklentisi var. Bakalım bu beklenti sandığa yansıyacak mı?
Türkiye böyle seçim görmedi
Gazetecilik hayatımız boyunca birçok seçim yaşadık. Genel ve yerel birçok seçim süreci geçirdik, liderleri takip ettik. Ama Türkiye'nin tarihinin hiçbir döneminde böyle bir seçim süreci yaşadığını görmedik.
Neden mi? Seçimlere 21 gün kaldı. Türkiye'deki, özellikle siyasetteki fotoğrafa bir göz atalım. Anamuhalefetin önceki lideri Baykal, tam da seçimin gündeme geldiği günlerde bir kaset operasyonu ile tasfiye edildi, yerini Kılıçdaroğlu'na bıraktı. MHP'de ise kaset depremi artçı sarsıntılar halinde devam ediyor. Önce milletvekili adaylarının gizli görüntüleri düşmüştü piyasaya, şimdi de Bahçeli'nin A takımında yer alan genel başkan yardımcılarının, buradan içeriğini yazmaya bile elimizin varmadığı görüntüleri patlıyor ardı ardına.
Kaset siyaseti diye bir tabir hakim oldu siyaset dünyamıza. Miting meydanlarında liderler birbirlerinin kasetlerini diline dolamış durumda. "Kaset mamulü" siyasetçilerden söz ediliyor.
CHP Lideri Kılıçdaroğlu, listede yer bulamayan bakanları yolsuzlukla suçluyor, yüzyüze gelince de "Yok seni kastetmedim" deyip çark ediveriyor. Aslını astarını araştırmadan açıkladığı belgelerle inandırıcılığını çoktan kaybetmişti, ÖSYM'ye gönderilen e-mail olayıyla fıkralara bile konu olmaya başladı.
Bahçeli'nin, "Genel merkezimiz bu araç tarafından izleniyor" diye ekranlarda gösterdiği fotoğraf, yurtdışında bir oto fuarında çekilen fotoğraftan montajlanmış çıkıyor.
BDP'li isimlerin bağımsız adaylığına karşı çıkan Yüksek Seçim Kurulu, bir hafta sonra ne olduysa oldu, bir anda kararını değiştirip aday olabileceklerini açıkladı. YSK kararıyla doğu ve güneydoğuda yükselen tansiyon, sivil itaatsizlik, Cuma eylemleri ile had safhaya çıkmış durumda. Başka partilerin seçim bürolarına saldırılar oluyor, miting medyaları basılıyor.
Liderler konuşmalarında seçim vaatlerini, projelerini anlatmıyor, birbirlerine hakarete varacak suçlamalar yöneltiyorlar.
Eskiden sadece TRT vardı, şimdi yüzlerce ulusal ve yerel televizyon var ama tek seslilik devam ediyor. Ekranlara bakarsanız sadece üç parti seçime giriyor. Horoz dövüşüne devam. Saadet Partisi, Büyük Birlik Partisi, Demokrat Parti gibi fikirler ve projeler üzerinden siyaset yapmaya devam eden partilerden hiç bahsedilmiyor.
Bu fotoğrafa daha birçok detayı eklememiz mümkün.
Evet geçmişte de seçim öncesi siyasi tansiyonun yükseldiği günler oldu, liderlerin birbirleriyle ince zeka ürünü atışmaları oldu. Ancak meydanlarda ağza alınmayacak sözler sarfedip, tazminat davalarının havada uçuştuğu bir seçim hatırlamıyoruz. Hele ki, gizli kamera görüntülerinin seçim malzemesi, internetin seçim platformu olduğu bir seçim asla.
Siyaset sürekli irtifa kaybediyor, Türkiye hayati önem taşıyan bir seçime böyle bir fotoğrafla gidiyor. Dileğimiz; iyinin, güzelin, doğrunun, temiz siyasetin, ahlakın ve aklıselimin hakim olması. 12 Haziran seçimleri ülkemiz ve milletimiz için hayırlı olsun.
Batıya Kanalİstanbul, Doğuya Disneyland
İşsizliğe çözüm bulamayan, cari açıkta rekor üstüne rekor kıran AKP, çılgın projelerle meşgul. İstanbul için açıklanan "Kanalİstanbul" projesi fazla itibar görmeyince, işsizlik ve yoksullukla boğuşan Doğu ve Güneydoğu için de bir çılgın proje hazırlanıverdi. Van'a "Nevruz Efsaneler Ülkesi" kurulacak. 20 bin dönüm arazi üzerine, 3 milyar dolar harcanarak yapılacak proje, bir eğlence, ticaret, turizm, spor, kültür ve yaşam merkezi olacak. Efsaneler Ülkesi, Disneyland gibi bir eğlence dünyası olarak planlanıyor. Yüzde 16'sı işsiz olan Van'a yeni Disneyland ne katar bilmiyoruz ama fabrika bekleyen vatandaş bir süre daha beklemeye devam edecek gibi görünüyor.
Önce azar sonra iş
Sağlık Bakanı Recep Akdağ, taşeron olarak çalışan görme engelli Nurullah Mehmetoğlu'nu kendisinden yardım istemesi üzerine, "Devlet bu halinle sana iş bulmuş, daha ne istiyorsun" diye azarladı. Olayın medyaya yansıması üzerine Bakan Akdağ, engelli vatandaşı arayıp, özür diledi. Taşeron bir firmada santral elemanı olarak çalışan Mehmetoğlu, Sağlık Müdürlüğü'ne geçici işçi statüsüne alınarak, ödüllendirildi. Türkiye'de 6 milyon işsiz var. Taşeron firma üzerinden karın tokluğuna çalışan sayısı da 6 milyon. Bunların büyük bölümü de Sağlık Bakanlığı'na bağlı hastanelerde. 65 bin özürlü de iş bekliyor. İş bulabilmenin ya da taşerondan kurtulabilmenin yolu belli ama önce azarlanmayı göze almak gerekiyor.
KKTC'Lİ gençler camiye gitmiyor
KKTC Din İşleri Başkanı Doç. Dr. Talip Atalay, Kıbrıslı Türk gençlerin yüzde 38'den fazlasının hayatlarında camiye bir kez bile gitmediğini söyledi. Konuyla ilgili bir araştırmanın sonuçlarını açıklayan Atalay'a göre, Rum gençler arasında kiliseye hiç gitmemiş olanların oranının ise sadece yüzde 1. Annan Planı'na Rumlar hayır derken, neden Türk tarafı evet dedi sorusunun cevabını arayanlar, bu araştırma sonuçlarını bir kez daha okusunlar. Milli ve manevi değerlere bağlı bir gençliğin yetişmesi çabasını baltalayıp, Kıbrıs'ı sadece bir kumarhaneler adası haline getirenlere duyurulur.
ABD'den artan ziyaret trafiği
Son zamanlarda ABD'den Türkiye'ye artan ziyaret trafiği dikkatimizi çekiyor. 3 Eylül 2010'da ABD Genelkurmay Başkanı Michael Mullen, Türkiye'yi ziyaret etmişti. CIA Başkanı Leon Panetta ise Mart ayı sonunda Ankara'ya sır gibi saklanan beş günlük bir ziyaret gerçekleştirmişti. ABD Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral James Cartwright da 15 Mayıs'ta Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Aslan Güner'i ziyaret etti. Ardından da Libya operasyonu ile dikkat çeken İzmir'deki NATO üssünde incelemelerde bulundu. 17 Mayıs'ta ise, ABD'nin Ankara Büyükelçisi Francis Ricciardone, Başbakan Tayyip Erdoğan ile görüştü. Görüşme ilginç koşullar altında gerçekleşti. Görüşme talebi o kadar acildi ki, randevu Başbakanlık yerine Yenimahalle'deki helikopter alanında verildi. 50 dakika süren görüşmeye büyükelçi siyah bir dosya ile geldi. Kuzey Afrika, Ortadoğu ve özellikle Suriye ile ilgili sıcak gelişmelerin yaşandığı bir dönemde, Obama'nın yeni Ortadoğu politikasını açıkladığı konuşmasının hemen öncesinde artan bu ziyaret trafiği "Yine neler oluyor?" sorunu akla getirdi. Başbakan Erdoğan'ın seçim meydanlarında millete bu konuyla ilgili de bilgi vermesini bekliyoruz.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder