Persona non grata, Latince, “istenmeyen adam” anlamına gelmekte olup, diplomatik bir terimdir.
Viyana Konvansiyonuna göre, ev sahibi devlet, hiçbir neden göstermeden, ülkesinde görev yapan herhangi bir diplomatı istenmeyen adam, yani persona non grata ilan edebilir.
Diplomatik geleneklere göre, ev sahibi konumundaki ülke tarafından istenmeyen adam ilan edilen konuk diplomat, ülkesine geri çağrılır. Eğer geri çağrılmazsa, ev sahibi devlet, bu kişiyi diplomatik misyonun üyesi saymama hakkına sahiptir.
Kısaca ifade etmek gerekirse, çizmeyi aşan, ülkesinde bulunduğu ev sahibi devletin iç işlerine burnunu sokan yabancı bir ülkenin diplomatını, persona non grata, yani istenmeyen adam ilan etmek suretiyle, diplomatik yoldan ve kibarca ülkeden kovmak mümkündür.
Umarım, ne demek istediğimizi ve lafı nereye getireceğimizi anlamışsınızdır.
Basından izlemişsinizdir, ABD'nin Ankara Büyükelçisi, Odatv yöneticisi gazetecilerin gözaltına alınmaları üzerine yaptığı beyanatında, “Yargı ve basın özgür olmalı” çıkışında bulununca, iktidardaki AKP' nin kurmayları, derhal yaygarayı basarak, ABD Büyükelçisini, bu beyanatı sebebiyle, içişlerimize karışmakla ve içişlerimizi dizayn etmekle suçlamışlar.
ABD yetkilileri de, yargı ve basın özgürlüklerinin evrensel değerler olduklarını dile getirerek, kendi Büyükelçi'lerinin, ülkemizdeki yargı ve basın özgürlüklerine ilişkin kısıtlamalardan duyduğu endişe ve dile getirdiği uyarılarının, Türkiye'nin içişlerine müdahale sayılamayacağını beyanla, Ankaradaki Büyükelçisine sahip çıkarak, onun arkasında durduklarını açıklamışlardır.
ABD ile yaşanan bu diplomatik kriz üzerine, Mısırda yaşanan Hüsnü MÜBAREK'i devirmeye yönelik halk ayaklanması üzerine AKP Genel Başkanı Sayın Recep Tayyip ERDOĞAN'ın, ABD Başkanı OBAMA' dan aldığı talimat ve destek ile ABD' nin sözcülüğüne soyunarak, parti grup toplantılarından ve meydanlardan Hüsnü MÜBAREK karşıtı, ayaklanan halkı destekleyen beyanlarını hatırladık.
AKP kurmaylarına ve AKP Genel Başkanı Sayın ERDOĞAN' a buradan sormak istiyoruz; bağımsız bir devlet olan ve Türkiye Cumhuriyetini hiç ilgilendirmeyen ve Mısır' ın,Libya'nın,Suriye'nin bir iç sorunu olan yönetim tarzına ve bunun değiştirilmesine yönelik halk ayaklanması üzerine, ayaklanma demokrasi ve özgürlük amaçlı haklı bir ayaklanma dahi olsa, Sayın ERDOĞAN' ın isyancıları savunan beyanları, bağımsız bu devletlerin içişlerine karışmak değil miydi?
İsyancıların; evrensel değerler olan demokrasi ve özgürlük taleplerindeki haklılıkları, asla yadsınamaz.
AKP lideri ERDOĞAN ve kurmaylarının yapacakları; “Bu ülke halklarının, evrensel değerler olan demokrasi ve özgürlük taleplerine kayıtsız kalamazdık, bu nedenle, beyanlarımızla isyancılara arka çıkma hakkını kendimizde bulduk, bu itibarla yaptığımız, içişlerine karışmak olarak değerlendirilemez” şeklindeki bir savunma, ABD Ankara Büyükelçisi'nin; aynı şekilde evrensel bir değer olan ülkemizdeki yargı ve basın özgürlüklerine ilişkin eleştirel beyanlarının da, ülkemizin içişlerine müdahale olarak değerlendirilmemesi sonucunu doğuracaktır.
Daha önceki yazılarımda; Sayın ERDOĞAN' ın,isyancıları açıkça destekleyen beyanlarından duyduğumuz endişelerimi dile getirmiş ve aynen;
“Dünya lideri ve süper güç olarak anılan Amerika Birleşik Devletlerinin dahi, Mısırdaki halk hareketinin lehinde veya aleyhinde bir görüş bildirmemiş olması karşısında, demokrasiyle yönetilen ülkemizde halkın yasal direnme hakkına dahi tahammül edemeyen ve CHP' nin direnme çağrısını, Eşkıya' lık olarak nitelendiren Recep Bey'in, beğenelim veya beğenmeyelim, egemen ve bağımsız bir devlet olan Mısır Devletinin bir iç meselesi olan kurulu rejimi devirmeye yönelik halk ayaklanmasına destek çıkmasını anlamakta zorlanıyorum.
Recep Bey'in bu çıkışının nedenini, iç ve dış politikadaki yükselme ve ünlenme hırsına mani olamama şeklinde yorumluyor ve Recep Bey'in bu gereksiz çıkışını; PKK sorunu gibi, bizim bir iç sorunumuzun çözümü konusunda, yabancı bir ülke Başkan veya Başbakanının, PKK lehine, bize çözüm önerme densizliğinde bulunmalarına yol açabileceği için de, ayrıca kaygı verici buluyorum.”
ABD Büyükelçisi'nin; misafir olarak bulunduğu ülkemizdeki, gerçekten var olan yargı ve basın özgürlüğü ihlallerini ulu orta eleştirmesini, desteklemiyor ve diplomatik nezaket kurallarına aykırı buluyorum.
Ancak, diplomatik kuralları zorlayarak, başka bir bağımsız devletin iç meselesine, ABD' nin dolduruşu ile ABD' nin sözcüsü gibi müdahil olup görüş açıklayarak isyancılara arka çıkan AKP Genel Başkanı ve kurmaylarının; AKP iktidarı olarak,ABD' nin, Türkiye Cumhuriyetindeki temsilcisi olan Büyükelçi rütbesindeki diplomatının, ülkemizdeki yargı ve basın özgürlüğü ihlalleri konusunda beyanatta bulunmasını eleştirmeye ve bu davranışı, içişlerimize müdahale olarak değerlendirmeye haklarının bulunmadığını düşünüyorum.
AKP iktidarı ve kurmayları, bu eleştiride bulunmayı kendilerine hak olarak görüyor ve gerçekten Türkiye Cumhuriyetinin içişlerine müdahale edildiği görüşlerinde samimi ve onurlu iseler, ABD Büyükelçisini, derhal istenmeyen adam (persona non grata) ilan ederek, güvensizliklerini dile getirmek suretiyle ülkesine iade etmelidirler.
" Türkiye Cumhuriyeti'nin üniter ve laik yapısına göz diken tüm unsurlara karşı bunca zahmete ve mihnete değer mi, diyorsanız, Atatürk'ün manevi mirasçısı olarak evet değer, diyorum. Çünkü Türküm ve başka Türkiye yok!"-DR. Necip HABLEMİTOĞLU
Sayfalar
Ben Anamın Paşası....
- Anasının Paşası @ataturkhaber
- ANKARA, Türkiye
- ATATÜRKÇÜ,LAİK BİR İŞ ADAMI.65 YAŞINDA VE 45 YILLIK CHP Lİ.ESKİ BELEDİYE BAŞKANI.CHP KONGRE ÜYESİ,ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ ÜYESİ,KEMALİST..VE HER ŞEYDEN DAHA ÖNEMLİSİ BİR ŞEHİT DEDESİ......
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder