Savcılara, Cumhuriyet Savcısı unvanının verilmesinin çok anlamlı bir öyküsü vardır.
Lozan'da doktora yaptıktan sonra Atatürk tarafından “Hukuk Reformu” yapmakla görevlendirilen, unutulmaz devrimci Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt, savcılar için “Cumhuriyet Savcısı” unvanının isim babasıdır.
Atatürk’ün huzurunda “Hukuk Reformu” için düşünce fırtınası yapılırken, Bozkurt çok tepki alır ve sıkıştırılır:
“Neden sadece savcılara Cumhuriyet Savcısı denilir?”
Cumhuriyet Başbakanı,
Cumhuriyet Bakanı,
Cumhuriyet Müsteşarı,
Cumhuriyet Valisi,
Cumhuriyet Büyükelçisi olmuyor da,
Neden Cumhuriyet Savcısı?
Savcılara neden bu imtiyaz?
Atatürk, Bozkurt'a “Ne diyorsun?” diye sorar.
Bozkurt'un yanıtı çok nettir.
“Çünkü öyle zaman olur ki, cumhuriyeti korumak için başbakandan, bakandan, müsteşardan, validen, büyükelçiden bile hesap sormak gerekebilir. İşte o hesabı soracak olan Cumhuriyet Savcısı'dır.”
Atatürk, gülümseyerek hoşnut kaldığını belli eder. “Devam et Bozkurt” der.
Cumhuriyet Savcısının, bu cumhuriyeti korumak ve kollamak yetkisi hukuk reformuna ve Atatürk'ün yorumuna kadar uzanır.
Bugün Cumhuriyet Savcıları için, yazılı medyada yazılanları okudukça, görsel medyada söylenenleri duydukça,içim acıyor.
Cumhuriyet Savcısı unvanı taşıyan kişilerin
bazı uygulamaları, bu eleştirileri kısmen haklı kılmasa içimin acıdığını söylemeyeceğim gibi, haksız eleştiri yapanlara söyleyecek çok sözüm olacaktır.
12 Eylül 2010 tarihinde halkoyuna sunulan Anayasa değişikliği ile oluşturulan Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) Yargıçlar ve Cumhuriyet Savcıları üzerinde demoklesin kılıcı gibi asılı durmaktadır.
Yargıçlar ve Cumhuriyet Savcılarının yaptıkları görevde, iktidar aleyhine çıkan uygulamaları derhal soruşturma konusu yapılmakta, iktidar lehine olanlarda ise tüm yakınmalara karşın bir işlem yapılamamaktadır.
Suç işleyenin sıfatı ve konumu ne olursa olsun soruşturulacağı, kovuşturulacağı ve suçlu görülürse cezalandırılacağı gerçeğini herkesin kabul etmesi gerekmektedir. Önemli olan bu soruşturma ve kovuşturmaların tarafsız ve adil yapılmasıdır. Kamuoyunda, medyada çok tartışma konusu olan çifte standartlardır.
Bunun en somut örneği Silivri de devam eden davada birçok yakınmalara karşın Adalet Bakanından soruşturma izni çıkmamıştır. Deniz Feneri e.V. soruşturmasını yürüten ve bağımsız davranmaya çalışan Cumhuriyet Savcıları ise HSYK hışmına uğrayarak derhal müfettiş incelemesine tabi tutulmuşlardır.
12 Eylül 2010 halkoylaması ile Anayasa da belirtilen güçler ayrılığı yok edilerek, tüm güçler iktidarın denetimine geçtiği gerçeği karşısında, hala mesleğini tarafsız ve adil yapmaya çalışan çok sayıda Yargıç ve Cumhuriyet Savcısı bulunmaktadır.
Yargıç ve Cumhuriyet Savcılarının tam bağımsız çalışabilmeleri için öncelikle bunu sağlayan sistemin kurulması gerekmektedir. Ne yazık ki dokuz yıllık AKP iktidarı döneminde bu sistem tamamen alt üst edilmiş ve yargı bağımsızlığından eser bırakılmamıştır.
Tüm bu olumsuzluklar karşın, büyük Önder Mustafa Kemal ATATÜRK’ÜN, Cumhuriyet savcılarına verdiği görevi eskizsiz yapmaları, onların adalet tarihine altın harflerle geçmelerini sağlayacaktır.
ATATÜRK diyor ki;
"Devrimlerin her biri, ulusun emeği ve hakkı ile gerçekleşmiştir. Cumhuriyet Savcılarımızın, devrimin gerekleri etrafında, en kıskanç ve uzakları gören hassas nöbetçiler olmalarını, asıl görevlerinden sayarım. Türkiye Cumhuriyetinde kimsesiz bir birey yoktur. Cumhuriyet, böyle bir kavramı asla kabul edemez. İnsan hakları, yasalarımızın güvencesi altındadır. En güçsüz ve en kimsesizlerin yardımcısı devlet ve onun kamu hukuku temsilcileri olan Cumhuriyet Savcılarıdır. Kendilerini kimsesiz görenlerin, yanlarında her an haklarını aramakla görevli Cumhuriyet Savcıları bulunduğunu asla unutmamaları ve bundan emin olmaları gerekir. Zayıf ama haklı olanların en güçlü durumda olmaları, adliyemizin en belirgin özelliği ve ülküsüdür. "
Yargının bağımsız çalışma sistemi yok edildiğine göre, bedeli ağır olsa bile adaletin tarafsız ve adil uygulanması için tüm Yargıç ve Cumhuriyet Savcısı meslektaşlarımdan Atatürk’ün bu görev emrini unutmamalarını dilemekteyim
" Türkiye Cumhuriyeti'nin üniter ve laik yapısına göz diken tüm unsurlara karşı bunca zahmete ve mihnete değer mi, diyorsanız, Atatürk'ün manevi mirasçısı olarak evet değer, diyorum. Çünkü Türküm ve başka Türkiye yok!"-DR. Necip HABLEMİTOĞLU
Sayfalar
Ben Anamın Paşası....
- Anasının Paşası @ataturkhaber
- ANKARA, Türkiye
- ATATÜRKÇÜ,LAİK BİR İŞ ADAMI.65 YAŞINDA VE 45 YILLIK CHP Lİ.ESKİ BELEDİYE BAŞKANI.CHP KONGRE ÜYESİ,ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ ÜYESİ,KEMALİST..VE HER ŞEYDEN DAHA ÖNEMLİSİ BİR ŞEHİT DEDESİ......
21 Ağustos 2011 Pazar
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder