Ben Anamın Paşası....

Fotoğrafım
ANKARA, Türkiye
ATATÜRKÇÜ,LAİK BİR İŞ ADAMI.65 YAŞINDA VE 45 YILLIK CHP Lİ.ESKİ BELEDİYE BAŞKANI.CHP KONGRE ÜYESİ,ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ ÜYESİ,KEMALİST..VE HER ŞEYDEN DAHA ÖNEMLİSİ BİR ŞEHİT DEDESİ......

10 Eylül 2011 Cumartesi

Umut Veren Bir Ses

AKP dokuz yıllık iktidarı döneminde, yüksek yargı, yerel yargı, TSK, özetle tüm kamu kuruluşlarını, yaptığı yasal düzenlemeler ve uyguladığı baskılarla kendisine bağımlı hale getirmeyi başarmıştır.
Türkiye Cumhuriyeti, güçler ayrılığına (Yasama, Yürütme ve Yargı) dayanan demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olduğunu Anayasamız belirtmektedir.
Bu güçlerin tek elde toplanması durumunda, hukuk devletinden söz etme olanağı bulunmamaktadır.
Yurttaş hak ve özgürlükleri, adalet ve hak arama konusunda en önemli sakınca ise bağımsız yargının yürütmenin emrine girmesi ve adalet mekanizmasının siyasallaştırılmasıdır.
Ne yazık ki halkoyuna sunduğu Anayasa değişikliği %58’in oyları ile kabul edilince, deyim yerinde ise yüksek yargı (Yargıtay, Danıştay, Anaya Mahkemesi) ve yerel yargının ipleri tamamen iktidar tarafından ele geçirilmiş bulunmaktadır.
Anayasa değişikliğinin kabulünden sonra, oluşturulan Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun (HSYK) tartışma konusu olan uygulamaları, Yargıtay ve Danıştay da yapılan seçimlerde yeni üyelerin blok halinde oy kullanmaları, yasa gücündeki kararnamelerle, yüksek yargıya yeni seçilen üyelerin etkin makamlara getirilmesi için üyelikte geçirdiği sürelerin kısaltılması şekline yapılan değişiklikler bu savımızı doğrulamaktadır.
Son dönemlerin önemli olan ve gündemden düşmeyen davalarda (Ergenekon, Balyoz, Deniz Feneri e.V.) görev yapan Yargıçlar ve Cumhuriyet Savcıları sürekli şikâyet edilmektedir.
Bu şikâyetlerden sadece Deniz Feneri e.V. soruşturmasını yürüten Cumhuriyet Savcıları hakkındakinin işleme konularak müfettiş tarafından soruşturulması ve sonuçta soruşturmayı iddianame aşamasına getiren üç Cumhuriyet Savcısının (Nadi Türkaslan, Mehmet Tamöz, Abdulvahap Yaren) Ankara Cumhuriyet Başsavcısı tarafından görevden alınmaları, günlerdir tartışılmaktadır.
Yargı bağımsızlığı, Parlamenter demokratik rejimin olmazsa olmazıdır.
Büyük önder Mustafa Kemal ATATÜRK, “Adalet gücü bağımsız olmayan bir milletin, devlet halinde varlığı kabul olunamaz.” Der.
Bu gün Türk yargısının bağımsız olduğunu kimse savunamaz. Savunanlar da iktidara yaranmanın telaşı içindedirler.
Ancak, sistem yargı bağımsızlığını tamamen ortadan kaldırdığına göre, Yargıç ve Cumhuriyet Savcılarının, yargı bağımsızlığı konusunda kişisel direnişleri sonucu pek etkilememekle birlikte, bunların davranışları tarih babanın sayfalarına onurlu davranış olarak geçecektir.
Görevden alınan Deniz Feneri e.V. soruşturmasının Cumhuriyet Savcılarından Mehmet Tamöz’ün çığlığı bu onurlu davranışın tipik örneğidir.
Ne diyor Tamöz.
Yazılı medyaya yansıyan ve Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) müfettişlerine verdiği ifadede “Cumhuriyet Savcılarının cesur ve yürekli olması gerektiğini, mesleğini kimseye yaranmak için yapmadığını, yaranmak yerine limon satmayı tercih edeceğini,  HSYK’ YE dilekçe veren avukatın, dilekçenin bilgi ve gereği için Cumhurbaşkanlığı makamına, TBMM Başkanlık makamına, HSYK Başkanlığı’na, Adalet Bakanlığı’na ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderdiğini not şeklinde belirttiği görülmektedir. Bu türlü dağıtımlı dilekçelerin ne amaçla verildiği bilinmektedir. Yargı mensupları arasında ‘yaranma’ duygusu ile yargı görevi yapılmasının, adaletin bittiği yer olduğu inancındayım. Vatan, millet ve bayrak sevgisini hiçbir zaman kaybetmeyeceğim bir gerçektir. Ancak cesaretimin kırılması veya kırdırılması, yüreğimin yaralanması mümkündür. Meslekte kalmayacağım gerçektir.”
Sayın Tamöz, bu beyanı ile hiçbir yoruma yer vermeksizin yargı üzerinde ki baskıyı tüm açıklığı ile gözler önüne sermektedir.
Daha önce sizlerle paylaştığım  “Cumhuriyet Savcıları” Başlıklı yazımda;
“Yargıçlar ve Cumhuriyet Savcılarının yaptıkları görevde, iktidar aleyhine çıkan uygulamaları derhal soruşturma konusu yapılmakta, iktidar lehine olanlarda ise tüm yakınmalara karşın bir işlem yapılamamaktadır.
Suç işleyenin sıfatı ve konumu ne olursa olsun soruşturulacağı, kovuşturulacağı ve suçlu görülürse cezalandırılacağı gerçeğini herkesin kabul etmesi gerekmektedir. Önemli olan bu soruşturma ve kovuşturmaların tarafsız ve adil yapılmasıdır. Kamuoyunda, medyada çok tartışma konusu olan çifte standartlardır.
Bunun en somut örneği Silivri de devam eden davada birçok yakınmalara karşın Adalet Bakanından soruşturma izni çıkmamıştır. Deniz Feneri e.V. soruşturmasını yürüten ve bağımsız davranmaya çalışan Cumhuriyet Savcıları ise HSYK hışmına uğrayarak derhal müfettiş incelemesine tabi tutulmuşlardır.
12 Eylül 2010 halkoylaması ile Anayasa da belirtilen güçler ayrılığı yok edilerek, tüm güçler iktidarın denetimine geçtiği gerçeği karşısında, hala mesleğini tarafsız ve adil yapmaya çalışan çok sayıda Yargıç ve Cumhuriyet Savcısı bulunmaktadır.
Yargıç ve Cumhuriyet Savcılarının tam bağımsız çalışabilmeleri için öncelikle bunu sağlayan sistemin kurulması gerekmektedir. Ne yazık ki dokuz yıllık AKP iktidarı döneminde bu sistem tamamen alt üst edilmiş ve yargı bağımsızlığından eser bırakılmamıştır.” Demiştim.
Sayın Tamöz, mesleğini hala tarafsız ve adil yapmaya çalışan meslektaşlarımdan biri olduğunu söylemleri ile kanıtlamış ve bağımsız yargı için umut veren bir ses olmuştur. Kendisini bu onurlu davranışından ötürü kutluyorum.
Demokratik hukuk devletinin olmazsa olmazı olan yargı bağımsızlığının uygulandığı günler dileğiyle...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder